BH Haberleri,Erişim Engelleme 02/11/2011 17:34

5651 Sayılı İnternet Yasası Taslağı’nın tartışıldığı toplantının tutanakları yayınlandı.

5651 Sayılı İnternet Yasası Taslağı’nın tartışıldığı toplantı 21 Ekim 2011′de İstanbul Barosu ve Bahçeşir Üniversitesi işbirliğiyle yapıldı. ″İnternet Yasası″nın genel olarak değerlendirildiği toplantıda, uygulama sorunları da ortaya konuldu. İşte bu toplantının tam metin tutanakları..

5651 SAYILI YASA HAKKINDA ARAMA TOPLANTISI
21.10.2011

Yrd. Doç. Dr. ELİF KÜZECİ- Değerli konuklar, hoş geldiniz öncelikle. İstanbul Barosu ve Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesinin birlikte organize ettikleri bu toplantıda özellikle 5651 sayılı Yasa ve İnternet Kurulunun bu yasanın değiştirilmesine yönelik hazırladığı taslak metin tartışılacak, ama öncelikle açılış konuşmalarını yapmak üzere Profesör Doktor Feridun Yenisey’i kürsüye davet ediyorum.

Prof. Dr. FERİDUN YENİSEY- Değerli arkadaşlar, Bahçeşehir Üniversitesi İstanbul Barosuyla birlikte güzel çalışmalar yapıyor. Bu çalışmalardan yeni bir tanesi için burada toplandık. Bu toplantımızda özellikle yeni bir konu olan internet ve internete erişimin kısıtlanmasıyla ilgili yeni konular tartışılacak. Ben Marmara Üniversitesindeyken bir kütüphanecimiz vardı. Bilgisayara elini dokundurmaya çekiniyordu daha o yıllarda. Çünkü adı fare ya, fareyi tutmaktan çekindiği için böyle bir tutkusu vardı. Birçok insan şimdi interneti uzaktan görüyor, ne olduğunu pek bilemiyor, ama çok da gelişti aynı zamanda internetin kullanımı, büyük bir medya haline geldi dünyada. Dünyadaki siyasi olayları da etkileyebilecek bir şekilde insanların üzerinde büyük bir etki de doğurabiliyor.
Şimdi böyle güçlü bir var oluşun belli bir hukuk sistemi içerisinde denetim altına alınması mutlaka kaçınılmaz bir ihtiyaç. Fakat aynı zamanda bir de özgürlük yanı var işin; ifade özgürlüğü ve bilgiye ulaşım özgürlüğü, diğer taraftan da insanlar için doğurabileceği bazı tehlikeler söz konusu. Burada ceza muhakemesi hukuku anlamında bir koruma tedbiri ağırlıklı bir özellik görüyoruz. Henüz tam bir tehlike yok ortada, fakat bu tehlikenin önlenmesi de gerekebilecek. Erişime engellenmesi için katalog suçlar bakımından bir hâkim kararı verilmesi gerekiyor. Fakat Türkiye’de gerek tutuklamada, gerekse diğer koruma tedbirlerinde, aynı şekilde internet üzerinden verilen bu erişimin engellenmesi kararlarında da kanunun tam olarak uygulanmadığını görüyoruz. Bunu ben daha çok içinde olduğum için tutuklamadan örnek olarak size vermek istiyorum. Tutuklama kararı verilebilmesi için kuvvetli suç şüphesi, kaçma şüphesi, delil karartma şüphesi olması gerekiyor. Fakat her nedense bu katalog suçlar gündeme geldiğinde adeta otomatik bir şekilde tutuklama kararları verildiğini görüyoruz. Aynı uygulamanın şimdi buraya da yansıdığını üzülerek görmek mümkün. Oysaki böyle önemli bir özgürlüğün kısıtlanabilmesi için makul şüphelerin bulunması, somut olgulara dayanan birtakım verilerin ortaya çıkmış olmasının da mutlaka aranması gerekiyor.
Bir kanunu yapmak yetmiyor. Fakat kanundaki kelimelerin hayatiyete geçirilmesi, uygulanması daha önemli bir unsur. Şimdi Türkiye’de de internetle ilgili bu sıkıntıları görüyoruz ve umuyorum ki yapacağımız bu toplantı bugün tasarıyla ilgili olacak ve bu zorlukları yenmek bakımından da büyük bir ilerleme sağlayacaksınız. Sizi tebrik ediyorum, organizasyon yapanları, katılanlara teşekkür ediyorum ve sizleri Mart ayında yapılacak diğer toplantıya davet etmek istiyorum. Martın başında örgütlü suçlulukla ilgili uluslararası bir toplantı tertipliyoruz. Toplantının ilk iki gün örgüt, örgütlü suçların yargılanması ve üçüncü gününde de örgütlü suçluluk ve internet bağlantısı tartışılacak. Profesör Hilgendorf Wirdfurk Üniversitesinden bu konuda önemli araştırmaları olan bir kişi; o gelip bir tebliğ verecek ve arkasından da Bahçeşehir Üniversitesi bir dizi konferanslar tertiplemeye karar verdi Baroyla birlikte. Bu toplantının içerisinde bir de onu düşün, acaba hangi konular incelenebilir, ne gibi spesifik konulara değinmek ihtiyacı duyuyorsunuz? Elif Hanımla beraber bunları belirlerseniz Mart içerisinde daha sonraki haftalarda 15 günde bir spesifik derinlemesine tartışmalardan oluşan ilerleme sağlayacak bazı toplantıları birlikte yapalım sizlerle. Bu toplantı onun bir başlangıcı olsun. Tekrar geldiğiniz için teşekkür ediyorum ve şimdi oturumu yönetmek için Elif Hanımı davet ediyorum.

Yrd. Doç. Dr. ELİF KÜZECİ- Tekrar hoş geldiniz diyorum ben de. Bugün bir arada organize ettiğimiz bu toplantı çerçevesinde biraz önce de söylediğim gibi özellikle 5651 sayılı Yasa ve bu yasadaki sorunlar, getirilebilecek çözüm önerileri tartışılacak. 1993’den bugün baktığımızda Türkiye’nin internet serüveni içerisinde 2007 yılında bu yasanın kabul edilmesi gerçekten bir dönüm noktası niteliğinde. Birtakım artıları, sorumlulukların belirlenmesi gibi bazı özellikleri olması yanında özellikle Hocamızın da biraz önce belirttiği gibi temel hak ve özgürlükler ve yasanın uygulanması konularında ciddi bazı sıkıntılarla da karşılaşıldı. Burada pek çok önceki toplantılardan tanıdık simalar görüyorum. Bunları yıllardır çeşitli ortamlarda tartışıyoruz. Benim edindiğim fikir, izlenim her şeyden önce bu yasadan genel olarak farklı gerekçelerden kaynaklı da olsa hemen hemen hiçbir aktörün tam olarak memnun olmadığı. Dediğim gibi gerekçeler farklılaşıyor belki, fakat netice olarak burada bazı sıkıntıların olduğu konuyla ilgilenen hemen hemen bütün çevrelerde kabul ediliyor.
Ben bu oturumu açma görevini gerçekleştirirken sözü çok fazla uzatmak istemiyorum, ama toplantının kompozisyonu içerisinde siz değerli izleyicilerin de katkı yapmasına olanak tanıyan bir yapı söz konusu. İnteraktif bir toplantı olmasını ümit ediyoruz. O nedenle lütfen siz de düşüncelerinizi açıklayın. Özellikle burada bazı öğrenci arkadaşları görüyorum, dijital yerliler olarak adlandırılan internetin içinde doğmuş bir kuşağın bireyleri. Bu yasaların gerekçelerine baktığımızda hep gençleri, daha çok sizleri korumak belki amacı dikkat çekiyor. O nedenle sizin de görüşlerinizin neler olduğunu belirtmeniz bizim için çok faydalı olacaktır, hepimiz için faydalı olacaktır diye düşünüyorum.
İlk oturumda üç konuşmacımız var. farklı çalışma alanlarından geliyorlar. İlk olarak Sayın Serhat Özeren’i, İnternet Kurulu Başkanı Serhat Özeren’i yerine davet etmek isterim. Ardından değerli bir meslektaşımız Özyeğin Üniversitesi Hukuk Fakültesinden Yardımcı Doçent Doktor Volkan Dülger konuşmalarını yapacaklar. Onu da kürsüye alalım ve bir başka değerli meslektaşımız, aynı zamanda da internet erişim engelleme kararlarına karşı bir sivil inisiyatifin temsilcisi olarak burada. Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesinden Ebru Baransel burada değil, gelmek üzere. O zaman biz toplantımıza başlayalım. Ben sözü Serhat Özeren Beye bırakırken öncelikle kendisinden öğrenci arkadaşlar için de yararlı olması adına, bizler biliyoruz, ama kendilerini ve kurumun niteliğini de kısaca tanıtarak görüşlerini açıklamalarını rica ediyoruz. Buyurun.

SERHAT ÖZEREN- Çok teşekkür ederim. Öncelikle kendi merak ettiğim bir şey var, hukukçu olmayan kişi var acaba? Beş, altı kişi kadar. Yani bu salondaki en az hukukçu olan birisi olarak herhalde kendimi de görebilirim diye düşünüyorum. İsmim Serhat Özeren, İnternet Kurulu Başkanıyım. İnternet Kurulu 5651 sayılı Yasayla, yani bugün konuşacağımız ve bize olmasını düşündüğümüz yasayla kurulmuş bir kurumdur. Ulaştırma Bakanlığıyla ilişkilidir. Üyeleri içerisinde sivil toplum kuruluşları, kamu otoritesi, kamu otoritesi derken Bilgi Teknolojileri İletişim Kurumu, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı, Devlet Planlama Teşkilatı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı gibi birçok kamu kuruluşunun oluşturduğu, özel sektörün de, özellikle internet dünyasıyla yakından ilgili olan Türkcell, Vodafone, Avea, Türk Telekom, TTNET gibi kuruluşları da içerisinde barındıran bir kurum. Bizler kamu personeli değiliz. Bu çok karıştırılıyor, önce onun altını çizmek istiyorum. Ben aynı zamanda TEDER Telekomünikasyon Enerji Hizmetleri ve Tüketici Hakları Derneğinin Başkanıyım. O dernek başkanı sıfatıyla, oybirliğiyle başkan seçildim. İlk Başkanımız da Türkiye Bilişim Derneği Başkanı Doçent Doktor Turan Menteş’tir. Şu anda da halihazırda Hacettepe Üniversitesinin Genel Sekreteridir. Ben ikinci başkanıyım, o dönem başkan yardımcısıydım.
Yapımız içerisinde biz kamu kaynaklarından herhangi bir kaynak kullanıyor muyuz sorusunda da hayır, kesinlikle kullanmıyoruz. Tamamen sosyal sorumluluk adı altında bu işi yapıyoruz. Yani hiçbir gelirimiz yok, bütün masraflarımızı uçak biletinden otobüs biletine kadar her şeyi biz kendimiz karşılıyoruz. Bunu da sivil toplum kuruluşlarının sosyal sorumluluk projesi olarak adlandırabilirseniz, ama baktığım zaman yarı kamuyuz. Neden? Çünkü 5651 sayılı Yasayla kurulmuş bir kurum olduğu için ve Ulaştırma Bakanlığına karşı sorumlu olduğu için de öyle bir statümüz. Türkiye’de herhalde başka buna benzer bir yapı yok diye biliyorum. Gökhan Bey, var mıdır, bilmiyorum.

GÖKHAN AHİ- Zaten öyle olmadığı için eleştiriyoruz.

SERHAT ÖZEREN- O eleştirel kısmı da alacağız. Yani şunu söylemek istiyorum, tabii bu konuda mutlaka birçok eleştiri var, ama her şeyden önce bu 5651 sayılı Yasanın revize edilmesiyle ilgili süreci biliyorsunuz bir ay önce tekrar biz ortaya çıkarttık. Yani böyle bir ihtiyaç olduğundan dolayı çıkarttık. Yani şu anda çok manşet olan kapanan siteler yok değil, tabii ki var, ama bir Youtube, bir Google gibi, bir Facebook gibi site kapanmasını bekleyip de ondan sonra bu süreci nasıl yapalım diye ortaya çıkartmadık. Yani bu tip tehlikeler olabileceğini gördüğümüz için daha Avrupa Birliği normlarına yakışır, çağdaş bir yasamız olsun diye böyle bir taleple ortaya çıktık. O kısma da zaten ayrıca geleceğim.
Kendimden kısaca bahsetmek gerekirse sivil toplum kuruluşu olarak birçok görevde bulundum. Daha önce Türkiye Bilişim Derneğinin Yönetim Kurulu üyeliğini yaptım. Türk İşadamlarının Yönetim Kurulu üyeliğini yaptım. Türkiye e-dönüşüm Danışma Kurulu başkanlığını yaptım. Şu an hâlihazırda Türkiye Odalar Borsalar Birliğinde Telekomünikasyon Sektör Meclisi başkan yardımcılığı görevini de yürütüyorum İnternet Kurulu başkanlığı görevimle beraber. Aynı zamanda özel sektörde yönetim kurulu üyesi ve yönetim kurulu başkan vekili olarak da görev yapıyorum. Ben aslında özel sektör kökenli birisiyim, hayatım boyunca hiçbir zaman kamuda çalışmadım. Bunu da belirtmek istiyorum. Aslen uçak mühendisiyim, sonra elektronik konusunda elektronik bilim uzmanlığı mastırı yaptım. Böyle bir hayattan geliyorum. Hukuk bilgimin sizlerden çok çok daha az olduğunu, hatta hocalarımın yanında konuşma noktasında bile değiliz, tamamen onların fikirlerini dinleyici noktasında olduğumu da söylemek isterim.
Efendim 5651 sayılı Yasanın revizesi konusuna biz nasıl geldik? Biz aslında 12 Haziran seçimlerinden önce böyle bir çalışmaya başlamıştık. Şu anda www.internetkurumu.org web sayfasında ve kamuoyundan görüş istediğimiz hali, yani revize edilmiş hali 12 Haziran seçimlerinden önce Ulaştırma Bakanlığına sunuldu. Hem Ulaştırma Bakanlığı bürokratları, hem Bilgi Teknolojisi İletişim Kurumu bürokratları, hem İnternet Kurulu üyeleri tarafından kabul görerek bu Türkiye Büyük Millet Meclisine kadar geldi. 12 Haziran seçimlerinden önce Meclisin yoğunluğundan dolayı Genel Kurulda maalesef Mecliste alt komisyona gelmesine rağmen görüşme şansı bulamadı. Özellikle biliyorsunuz seçim sonrasında daha Meclis yeni çalışmaya başladı ve şu anda da son derece kritik süreçlerden geçen bir noktadayız ülke olarak. Bu Meclisin açılmasıyla beraber yeni dönemde biz dedik ki, elimizde halihazırda hazırlanmış bir metin var zaten. Bunun içerisinde mutlaka değerli akademisyen hocalarımızın ve sivil toplum kuruluşlarının ilave edebilecekleri görüşler olabilir. bu dört senedir gündemde olan bir yasa. Bununla ilgili ülke olarak internet konusunda çok büyük tecrübeler kazandık yasanın işleyişi açısından, eksiklerini, fazlalarını, noksanlarını, hepsini gördüğümüzü düşünüyorum. Bunu da son derece hızlı bir şekilde revize etme düşüncesindeyiz. Bu sürenin kısa olduğunu söyleyen kişiler de olmadı değil, var, ama ben şuna inanıyorum. Bu yasa çıktığından beri konuşuluyor ve herkesin bu konuda, bilimsel olarak yaklaşan herkesin de bu konuda hazırlamış olduğu bir rapor var zaten. Yani şu an bizim yapacağımız bu çalışma bir aylık bir çalışma değil, belki dört senelik bir çalışma. Yanılıyor muyum, yani sayın hocalarımız da beni doğrular diye düşünüyorum. Hatta basında bazı yerlerde çıktı, çok kısa bir süre gene oldubittiye mi getirilmek isteniyor deniliyor. Hayır, böyle bir şey yok. yani bu çalışmanın hepsi en az dört senelik bir çalışma. En kötüsü bu senenin başında zaten bu çalışmalar yapıldı, çok çeşitli değişik kurumlardan da görüşler alındı, www.internetkurulu.org web sitesinde görüşler kısmına girerseniz orada zaten birçok daha öncesi eski görüşleri dahi bulabilirsiniz. Yeni gelen görüşleri de oraya anbean sürekli olarak update ediyoruz, revize ediyoruz ve giriyoruz.
Şimdi Türkiye’nin özellikle internetle ilgili hem sosyolojik olarak hem de teknolojik olarak gelişimine baktığımız zaman herkesin dediği işte Türkiye son derece genç bir nüfusa sahip bir ülke. Doğru, çok genciz. İnternetin meraklıyız. Evet, son derece meraklıyız. Bu ne demek? Sırf internet değil, teknolojiye de aslında meraklı bir ülkeyiz. Bazı rakamları sizlerle paylaşmak istiyorum, bunun endüstrinin Türkiye’deki politikası açısından da önemli olduğunu düşünüyorum. Örneğin Türkiye’de cep telefonu şu anda ayda 1 milyon 250 bin adet cep telefonu satılıyor. Yani 1 milyon 250 bin adet inanılmaz bir adet, çünkü 70, 72 milyonluk bir ülkeye göre kıyasladığınız zaman yüksek bir adet. Özel tüketim vergisi geldi. Hayır, bu özel tüketim vergisi bu cep telefonu satışlarını inanın bir iki ay belki yüzde 10-15 seviyesinde düşürür, ama ondan sonra gene aynı trendin devam edeceğini düşünüyorum. Akıllı telefon diye adlandırdığımız smart telefon, özellikle internet bazlı telefonların da Türkiye’deki pazar payı yüzde 30’lar seviyesine gelmiş durumda. bu da oldukça yüksek bir adettir. Baktığımız zaman diğer verilere Türkiye kişi başına ortalama internette vakit geçirme süresi olarak Avrupa Birliğinde üçüncü ülke. Birinci İngiltere, ikinci Fransa, üçüncü Türkiye. Yani bu veriler neyi söylüyor? Türkiye internete yabancı değil. Türk insanı, Türk genci interneti bir şekilde kullanıyor, öğreniyor. Öğrenmek konusunda hiçbir kaygımız yok, hiçbir sıkıntımız yok, ama bu işin doğru yapılması, bilinçli yapılması konusunda belki farklı çalışmalar yapılması gerektiğinin inancı içerisindeyiz.
Bu kadar 35 milyon insan internet kullanıyor diyoruz. Tabii ki bu kadar insanın internet kullandığı bir ortamda da özellikle ticari bakımdan bakıldığı zaman hem Avrupa Birliğinde hem de dünya piyasalarında rekabet edebilecek elektronik ticaret konusunda, btb, btc uygulamaları konusunda faaliyet gösterebilecek yerli şirketlerin küresel işbirlikleri içerisinde olabileceğini düşünüyoruz, ama bu tür şirketlerin sayısı Türkiye’de yok değil, mutlaka var, ama yeterli olduğunu da düşünmüyoruz. Yapacağımız bu çalışma içerisinde özellikle hem yerli sermayenin ülkede daha efektif kullanılabilmesi, hem de dış sermayenin de Türkiye’de yatırımcı olarak teşvik edilebilmesi açısından da imkân sağlaması gerektiğini düşünüyorum. Geçenlerde Anadolu Ajansı bir röportaj yaparken onlar daha çok tabii basın, mutlaka kamuoyunun daha görebileceği haberler kısmına ilgi gösteriyorlar. Şöyle bir konu geçmişti, hapis cezası kalkıyor, yerine para cezası geliyor diye bir ifade sonucunda bu yabancı şirketler Türkiye’de yatırım yapacak anlamına geliyor. Yani böyle bir sıkıntıları var. bu en azından kalktığı zaman Türkiye’ye gelmeyi daha çok düşünebilecekleri ifadesinin sonucunda manşet olmuştu. Hatta Google ve Youtube Türkiye’ye yatırım yapıyor diye haber olmuştu. Bu tamamen ticari bir seçenekti. Türkiye’deki pazar onlar için yeterlidir, mutlaka gelip Türkiye’de yatırım yapmayı düşünürler. Türkiye vazgeçilmeyecek bir pazar, onu da söyleyeyim, hiçbir şirket de Türkiye’den vazgeçmez, ama önemli olan orada işbirliğiyle bu firmaların Türkiye’ye gelmesini sağlamak. Yani zorunlu olarak değil. Bunu da hem iş yapabilme imkânları açısından, hem kanuni ve mali düzenekler açısından hep beraber belli bir düzene oturtarak bu işi onların da Türkiye’ye rahatlıkla gelip istihdam sağlamasını, Türkiye’de vergi ödemesini ve buradaki şirketlerle işbirliği içerisinde olmasını sağlatmak gerekiyor.
Bu geldiğimiz nokta itibariyle şu andaki elimdeki kanun tasarısı, yayınlanan kanun tasarısı birçok kamu kuruluşu tarafından onaylanmış bir yapıdır. Aslında biz bunu şu anda Meclise sunsak bunun hızlı bir şekilde geçeceğine ben inanıyorum. Çünkü şu anda buna muhalif olan herhangi bir kamu kuruluşu yok. Bunun içerisinde Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanı zaten onlar da bizim İnternet Kurulu olarak üyemiz, hepsinin bilgisi var. Bu süreçte eksik noktalar mutlaka vardır. Bu noktaları hep beraber nasıl telafi ederiz, daha iyi nasıl yaparız? Çünkü internet o kadar hızlı gelişen, mecrası itibariyle, doğası itibariyle o kadar hızlı gelişen bir kavram, bir ortam ki ben inanıyorum ki bundan üç sene önce sosyal paylaşım sitelerinin bu kadar yoğun talep göreceğini çok insan tahmin edememiştir. Hatta en son NTV’nin düzenlemiş olduğu bir internet zirvesi vardı. Orada yatırımcılar şunu ifade ettiler. Facebook’a biz sırtımızı döndük, böyle olacağını bilmiyorduk demişlerdi. Yani şu anda internetin bize gelecekte neler göstereceğini ve bizleri neler beklediğini de ancak tahmin edebiliyoruz, belki de tahmin bile edemiyoruz, bu noktalardayız. Hazırlanacak bu yasanın gelecek açısından da ilave değişiklikler olmadan hayatımızı idare edecek bir noktada olması en büyük arzumuz, ama tabii ki bu gelişmeyecek bir şey değildir. Günün şartları ve işin doğasına göre değişiklik her zaman arz edebilir. Böyle bir noktada da tekrar biz İnternet Kurulu olarak üstümüze düşen görevi yapmak isteriz. Sayın Hocam az önce çok değerli bir düşünce söyledi, hem internette bazı algılarda internet sınırsız düşüncedir deniliyor, bazı yerlerde de internet mutlaka kontrol altına alınması gereken bir noktadır deniliyor. Bu konuda dünyada da aslında herkesin hemfikir olduğu bir nokta kesinlikle yok. Hem IT, hem Birleşmiş Milletler, hem Avrupa Birliği, herkes bu konuda farklı yorumlar yapıyor ve her ülkede farklı uygulama alanı düşünüyoruz. Tek bir doğru olduğunu da görmüyoruz. O yüzden Türkiye’nin bu konuda yapacağı çalışmalar da yüzde 100 doğru anlamına gelmiyor, ama en azından geniş katılımlı bir konsorsiyum tarafından hazırlanmış bir metnin toplumun bütün kesimlerine hitap edip onları mutlu edebilecek, en azından asgari mutlu edebilmesi benim en büyük arzum.
Bu noktada yapılacak çalışmaların hepsinin metne konabilmesi, tabii ki bunların metne konmasıyla iş bitmiyor, şunu da iyi bilmek lazım. bir tarafta siyasi irade, bir tarafta bürokrasi, özel şirketler, üniversiteler ve sivil toplum kuruluşları, herkesin uzlaşabileceği bir nokta ve herkesin hemfikir olduğu bir nokta gerçekten zor. Ancak bu zoru yapmak da İnternet Kurulunun görevi. Şöyle görevi, bizler belki sizler kadar iyi hukukçu değiliz, ama basının diğer taraflarını da bilen insanlarız. Böyle bir konuyu gündeme getirirken mutlaka hem bürokrasinin hem siyasi iradenin de olurunu ve onların da desteğini almak zorundayız. Onların desteğini almadan yapılacak çalışmalar maalesef bu defalarca görüldü, hiçbir işe yaramaz ve o kanun tasarısının hepsi güdük olur. Onların mutlaka bu tasarıyı bizim ayrıca anlatma ve bu konuyu bilgilendirme, bilinçlendirme, tartışma noktamız olacak. Öyle de bir süreç yaşayacağımızı bilmemiz lazım. Yani bunu koyduk, hemen sevk ettik diye bir hayatımız söz konusu değil.
Burada ben biraz fazla konuştuğumun farkındayım. Bizim yapımızı ve düşüncelerimizi anlamanız ve bizi tanımanız açısından biraz belki uzattım. Aslında ben değerli görüşleri, eleştirileri, önerileri mutlaka duymak istiyorum, asıl dinleyici olmak istiyorum. Benim sözlerim bu kadar, bütün herkese katıldıkları için de teşekkür ediyorum. Düzenleyenlere de, ayrıca böyle bir toplantı düzenleyenlere de çok teşekkür ediyorum. Sağ olun.

Yrd. Doç. Dr. ELİF KÜZECİ- Peki, biz de size teşekkür ediyoruz. Fazla sözü uzatmadan siz genel bir tarihi, daha doğrusu son dönemdeki gelişmeler ve taslağın hazırlanma sürecinden söz ettiniz. Muhtemelen eleştirileri olacak Murat Beyin de, hemen ben sözü ona bırakıyorum.

Yrd. Doç. Dr. MURAT VOLKAN DÜLGER- Teşekkür ederim. Serhat Beye açıklamaları için de teşekkür ediyorum. Evet, öncelikle şunu tartışmamız lazım: 5651 sayılı Yasaya ihtiyacımız var mı, yok mu, bir kere en önemli soru bu. 2007 öncesinde biz bilişim hukukuyla ilgilenenlere bilişim hukukunu keskin kılıç, ceza hukukuyla ilgilenen, bu alanda çalışan insanlar olarak önümüzde de Almanların Teleservisler Yasası gibi bir örnek varken şunu daima söylüyorduk: Evet, bir yasaya ihtiyaç var. İnternet süjelerinin, internet kişilerinin hukuki sorumluluklarını düzenleyen bir yasaya ihtiyaç olduğunu sürekli söylüyorduk ve bu konuda da birkaç tane farklı yasa tasarısı vardı. Ancak gene 2007’nin 1 Mayıs günüydü sanıyorum, Mete Bey aramızda, Mete Beyin İstanbul Barosu adına düzenlediği bir sertifika programında sabah tam derse girip bu konuyu anlatacakken bir anda Resmi Gazetede bu konuda bir kanunun yayınladığını öğrendik. Oturup sabah sabah kanuna çalıştık. Kanun o an çocuk pornografisiyle ilgili bir operasyon vardı, böyle gündeme gelmişti, Türkiye’de klasik olarak karşılaştığımız bir tepki yasasıyla bir anda baş başa kaldık ve o günden bugüne, yani ben bunu söylemekten de çekinmiyorum, maalesef bu 5651 sayılı Yasa internet sansür yasasına dönüştü. Yani öyle enteresan uygulamalarla karşılaşıyoruz ki işte bu içerik çıkarma suç varken normal olabilir, ama erişimin engellenmesini anlamak ve kabul etmek çoğu zaman mümkün olmuyor ve yasa demin biraz önce Feridun Hocamızın da çok güzel söylediği gibi nitekim bu yasada da bir değişiklik iyi niyetle getiriliyor, kuvvetli şüphe diye bir tanım getiriliyor. Ceza Muhakemesi Kanununda da kuvvetli şüphe var ve tutuklama en katı koruma tedbiri, ceza muhakemesi koruma tedbiri. Şüphenin yeterli olmasına, çünkü yeterli şüpheyle iddianame düzenleniyor, kuvvetli şüphe artık hemen hemen mahkum olacak gibidir, tutuklanmasına karar verilir deniyor. Böyle bir şey yok, o katalog suçlar varsa tıkır tıkır tutuklama kararı veriliyor. Aynısı burada da geçerli, şu ana kadar geçerli, bundan sonra da geçerli olacak. Bir yargıcın önüne gittiğinde, o katalog suçları gördüğünde tıkır tıkır bu erişimin engellenmesi kararı da verilecek.
Şimdi ben çok söylenecek şey var, ancak yapıcı eleştirilerde bulunmak istiyorum. Yani sağ olsunlar, bunu kamuoyunun tartışmasına açtılar, biz de içimizdekileri dökelim. Daha içindekileri dökecek bir sürü arkadaşımız da var burada. En azından bir nebze olsun bir katkımız olsun. Şimdi notlarımı aldım. Bir, diyor ki genel gerekçede, ölçülülük ilkesi yasaya derç edilmekte, erişimin engellenmesi tedbirine yönelik uygulamaları 5651 sayılı özel yasada düzenlenmiş olan özel tedbir kapsamında gerçekleşeceği, 5651 sayılı Yasa dışındaki uygulamalarınsa ancak 5651 sayılı Yasadaki usule yönelik olarak yasada gerçekleşmiş özel atıf çerçevesinde mümkün olabileceği düzenlenmekte diyor. yani ister siz bir ceza muhakemesi koruma tedbiri verin, isterseniz Türk Medeni Kanununun 24 ve 25. maddesindeki kişilik haklarının ihlaline ilişkin olsun, atıf, yollama yoluyla, yani mutlaka bir özel hüküm bulunması yoluyla 5651 sayılı Yasadaki yöntemle bu işin yapılabileceği söyleniyor ki herkes ne olacağını bilsin diye. Evet, doğru bir düzenleme, ama buraya etkili olacak mı? Şöyle bir şey var: İdari tedbir niteliğinde, ama 5651 sayılı Yasada belirtilen idari tedbir niteliğinde olmayan bir idari pratikle şirket kapatır gibi internet siteleri kapatılıyor. Nasıl? Örneğin X Şirketi bir operatörle anlaşmış ve toplu kısa mesaj gönderiyor. Hani İstanbul Barosundan veya üniversiteden şu gün şurada böyle bir etkinlik yapacağız diye mesajlar görüyorsunuz. İşte İstanbul Barosu bir şirketle anlaşıyor, o şirket üzerinden doğrudan bu mesajları gönderiyor. Nitekim bu mesajlar da bizim cep telefonlarımıza geldi. Peki, bu aradaki şirket telekomünikasyon hizmeti vermekte midir? Bu tartışmalı bir konu. Yıllarca şirketler bu hizmetleri verdiler, bu telekomünikasyon hizmeti sayılmadı. Ancak bir gün işte operatörler herhalde bu işte çok para olduğunu anladılar ve BTK’ya gittiler, bir dakika, burada bir yanlış işlem oluyor dediler ve bir anda bu iş durduruldu. Çünkü BTK orada bunun bir lisansa tabi telekomünikasyon hizmeti olduğuna karar verdi. Yani böyle mi, bu tartışılır, ben idare hukukçusu değilim. Ancak geldiler bütün siteleri, bu şirketlerin web sitelerini kapattılar. Halbuki X şirketi web sitesinin altında pek çok şirkete ilişkin hizmet veriyor, buradan bu insanlar ekmek yiyorlar, para kazanıyorlar, işin özü bu. Gitmişsiniz, bir tane büyük holding, altında çalışan bir sürü şirket var. işte o şirketlerden bir tanesi lisanssız bir iş yapmış. Gidiyorsunuz holdingi kapatıyorsunuz, kilidi vuruyorsunuz. Aynen, polisler geliyorlar, valilik kararını getiriyorlar, biz burayı kapattık diyorlar. Şimdi bu yasa bu idari pratik, yani idari tedbir de değil, bu idari pratiği kapsayacak mı, kapsamayacak mı, bu bir soru işareti, burada açık.
Çok takıldığımız bir madde, aramızda okulda da anayasa hukuku hocamızla bunu epey bir tartıştık, bu toplu kullanıcıların problemi. Şimdi 7. maddenin 2. fıkrasında ticari amaçla olup olmadığına bakılmaksızın bütün toplu kullanım sağlayıcılar konusu suç oluşturan içeriklere ve erişimin engellenmesi tedbiri uygulanmış olan yayınlara erişim önleyici tedbirleri almakla yükümlüdür. Bu yükümlülüklerin belirlenmesi ve yükümlülüğün yerine getirilmesi usul ve esasları yönetmelikle düzenlenir diyor. Sonra devam ediyor, yukarıdaki fıkrada belirlenen yükümlülüklerle ailenin ve çocukların korunması, suçun önlenmesi ve suçluların tespiti için yönetmeliklerdeki yükümlülüklere aykırı hareket eden. Şimdi yönetmeliklerdeki yükümlülükler, hangi yönetmelikler, bu soru işareti. Biz biliyorsunuz ki hukukçuyuz. Hukukta kelimelerin önemi çok önemli, evet, lafzi yorum yapıyoruz, ama yasanın ruhuna ilişkin de yorum yapıyoruz. Ancak ceza hukukunda veya ceza muhakemesi hukukunda bu hukukçu olanlar, zaten çoğunluk hukukçu, çok iyi biliyorsunuz, çok da bu yorumu sınırlı yapıyoruz. Nitekim Ceza Kanununun başlangıç hükümlerinde de ceza hukukunda kıyas yapılamayacağı, genişletici yorum yapılamayacağı söyleniyor. Ceza muhakemesi hukukunda kıyas mümkün, ama temel hak ve özgürlüklere aykırı olmaması lazım.
Şimdi bu ilkeyi belirledikten sonra ticari amaç olup olmadığına bakılmaksızın diyor ki, burayı engelleyeceksin. Yani Bahçeşehir Üniversitesi kaç kişiye böyle bir hizmet veriyor bilmiyorum, ama herhalde Superonline kadar büyük bir şey vermiyor, buraya filtre mi koyacak, toplu kullanım sağlayıcı. X avukatlık bürosu, örneğin işte Gökhan Beyin avukatlık bürosu, en azından bir 10 kişi orada onun bürosunda internete erişiyor, Gökhan Ahi’nin abone olduğu bir sözleşmeyle toplu erişim sağlıyor, filtre mi koyacak? Engellenmesinde biz Gökhan Ahi’yi sorumlu tutup sanık sandalyesine mi oturtacağız? Yani bu bence çok tehlikeye açık bir düzenleme, ticari olmayanlar için bunu getirmek.
Daha sonra suçun önlenmesi ve suçluların tespiti için yönetmeliklerdeki yükümlülüklere aykırı hareket eden; işte burada tek tek notlarımızı almışız. Bir kere ben anayasa hukukçusu değilim, ama hepimiz anayasa hukukunu bilmek durumundayız. Anayasanın 7. maddesine aykırı, bu adeta yasama yetkisinin devri niteliğinde. Ceza hukukunda, hukukun diğer alanlarında da var, ama ceza hukukunda çok daha geçerli olan belirlilik ilkesine aykırı, hangi yönetmelik? Böyle bir yol belirlilik ilkesine aykırılığı nedeniyle de yasama organı tarafından mutlaka konulmalı, bu nedenle de yasama yetkisinin devri. Kanunun muhatabı açısından hukuki durum kavranmalı. Ben hangi yönetmelikteki hangi suça, neye göre böyle bir tedbir almalıyım, nasıl hareket etmeliyim, olası yaptırımlara karşı kendini güvence altına almalı, ama bu düzenlemeyle bu engellenecek. Böyle bir müdahalenin amacı sınırları bu alana özgün olacak şekilde kesin ve açık olarak tespit edilmeli. Her ne kadar ölçülülük ilkesi Anayasanın 13. maddesinde belirtilen ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin içtihatlarında da çok fazla olan o ölçülülük, öze dokunma yasağı burada maalesef lafzi olarak geçse de özüne dokunacak, bu özgürlükleri yok edecek şekilde düzenleniyor. Niyet iyi, ama sonuçlar kötü. Yani bunu biz kendi kafamızdan yazmıyoruz, bir Alman Anayasa Mahkemesi kararında bu dört bent internetle ilgili bir düzenleme orada Alman Anayasa Mahkemesinde dava konusu yapılıyor ve Alman Anayasa Mahkemesi 4 bent halinde bu şekilde düzenleme yapılması gerektiğini söylüyor. Hani biraz önce söyledim, bu 8. maddedeki kuvvetli şüphe ifadesine yer verilmesi iyi niyetli bir yaklaşım, ama tek başına ne yazık ki yeterli değil.
Şimdi yine 8. maddenin 4. fıkrasında bu hep bizim klişedir, bu cumhuriyet savcısı soruşturma evresinde gecikmesinde sakınca bulunan hallerde cumhuriyet savcısı tarafından da erişimin engellenmesine karar verilebilir. Burada şöyle bir sıkıntı var: Çok yeni tarihli, bizim çok aramızda tartıştığımız bir karar var, hintkeneviri kararı. İşte adamın birisi Adana’da evinin üst katında terasta hintkeneviri yetiştiriyor. Bu hintkenevirini yetiştirirken de bir şekilde ihbar oluyor. evine geliyor polis baskın yapıyor. Baskının özelliği gecikmesinde sakınca bulunan hal, cumhuriyet savcısı kararını veriyor, gidiyorlar hintkenevirlerini topluyorlar. Eşinden izin alıyorlar. Neyse, bu kenevirlerin evden alındığını öğrendiğinde karısından adam geliyor ihbarda bulunuyor ve bu olay itirazlar, yargılama neticesinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı üzerine Ceza Genel Kuruluna kadar gidiyor ve Genel Kurulda karar var. Çok açık ve net bir şekilde karar diyor ki, burada gecikmesinde sakınca bulunan bir hal yok. Yani siz saat 11’de yapmazsınız baskını, gidersiniz mahkemeden, sulh ceza mahkemesinden gerekli izinleri alırsınız, saat 1’de yaparsınız. Kaçan yok, göçen yok, bu hukuka aykırı delildir diyor. Kararın daha sonrası yanlış, ama bu bizim konumuzu ilgilendirmiyor.
Ancak oradaki olay şu: Bu bir ceza muhakemesinin kararı olduğu için Yargıtay denetimine tabi, oradan dönüyor. Yani yanlış hesap Bağdat’tan olmasa da Bağdat’a kadar gitmeye gerek kalmadan Ankara’dan dönüyor, çok güzel. Peki, bu iletişimin engellenmesi kararları Yargıtaya gidiyor mu? Hayır, gitmiyor. Ben verdim oldu, bitti. Bu hukuka aykırı bir tedbir, bunu kim engelleyecek? Yani bu artık şu hâkimi aradan çıkartma olayını bırakmamız lazım. Yani acil diye bir şey yok, aslında internette her şey acil, ama siz adliyeye gittiğinizde mutlak surette bir hâkim bulup o hâkime okutup ondan karar alabilmeniz bence mümkün.
Yine bu katalog suçlar var, hani dedim ya katalog suçlarda sürekli karar çıkıyor. ben bu konuda herhalde takınaklıyım, bu müstehcenlik kavramı. Niye takınaklıyım? İşte benim çalışma alanlarımdan birisi düşünce özgürlüğü. Bu yasa değişikliğinde bu konuda bir değişiklik öngörülmemiş ki en büyük eksiklik bu değişiklik talebinde. Yani şu müstehcenlik ve pornografi. Çocuğun korunmasını anlıyorum ve bu konuda en çok yazanlardan, söyleyenlerden birisi benim. Yani istisnasız çocuklar, hayvanlar, yani kendini ifade edemeyen, iradesini ortaya çıkaramayan varlıklar gerçekten korunmalı, ama onun dışında laik olduğunu iddia eden bir devletin insanlarının, vatandaşlarının cinsel özgürlüğüyle nasıl bir derdi olabilir ben bunu anlamıyorum. Bunu anlamak mümkün değil. Yani pornografi, size ne, kimin kiminle neyi, nasıl, nerede yaptığı, onları insanların izlemesi, bu devleti asla enterese etmez. Çünkü bu çok uç noktalara giden bir şey, müstehcenlik kavramı. Ben her yerde bu örneği veriyorum, geçen gün Gökhan Beyle de Bilişim Merkezinde tartıştık, o da çok güzel bir örnek verdi. Şöyle ki, X Firması internet üzerinden iç çamaşırı veya naylon çorap satıyor. Nasıl satacak bunu? Mutlaka bir mankene giydirecek, resmini çekecek, koyacak. Peki, şimdi bir bayan oraya girip baktığında bakıyor, bu çorap güzelmiş, bu çamaşır güzelmiş, alıyor, sepete ekliyor, satın alıyor. Onun için bir ticari meta. Peki, bundan cinsel olarak haz duyan insan için tamamen müstehcen bir şey. Peki, şimdi ne yapacağız, biz bu ticaret şirketini bu müstehcendir, bu pornografidir deyip kapatacak mıyız? Nitekim geçen gün Gökhan Beyin verdiği örneğin aynısı çocuk iç çamaşırları satan bir şeyde, plastik mankenlerdi değil mi Gökhan Bey?

GÖKHAN AHİ- Yok, gerçek çocuklardı.

Yrd. Doç. Dr. MURAT VOLKAN DÜLGER- Gerçek çocuk mankenlere iç çamaşırları giydiriyorlar, çocukların cinsel istismarına sokmuşlar. Bir kere bu yasadan bu kalkmalı, devlet artık insanların bu tür özgürlükleriyle uğraşmayı bırakıp daha ciddi sorunlara yönelmeli. Bu da herhalde en güzeli gerçek özgürlüklerin kullanılabileceği alan dediğimiz 5651 sayılı Yasayla başlamalı ve şöyle bir sıkıntımız daha var: Son üç dakikamın kaldığını söylüyor, onu da söyleyeyim ve sözlerimi tamamlayayım. Şimdi bu 8. madde ve 9. madde var. 8. madde erişimin engellenmesi, 9. madde de içeriğin yayından çıkarılması, belirli şartlar söylenmiş. Şöyle bir sıkıntı var: Hakaret olduğunda hakaret katalog suçlardan olmadığı için TMK 24, 25’e göre gitmeniz gerekiyor ve içeriği yayından çıkartmanız gerekiyor. Ancak uygulamada şöyle bir olayla karşılaştık biz bizzat. Diyelim ki www.volkandulger.com.tr diye bir adres aldınız, çünkü ben böyle bir adres almadım ve orada benim için ağza alınmadık hakaretlerde bulundunuz. Yani akla hayale gelmeyecek hakaretlerde bulundunuz. Bütün site yalnızca bunun için var edilmiş ve benim dışımdaki üçüncü bir kişi tarafından alınmış. Şimdi içeriği çıkartamıyoruz, ama yasada düzenlenmediği için de erişime de engelleyemeyecek miyiz diye bir soru işareti var. Bunu da söyledikten sonra ben istemeyerek de olsa sözlerime son veriyorum.

Yrd. Doç. Dr. ELİF KÜZECİ- Kusura bakmayın. Açıkçası ben her iki konuşmacının da konuşmalarına müdahale etmeyi hiç istemezdim, ama biraz geç kaldık. Bundan sonraki konuşmacıların haklarına da müdahale etmemek adına mecburiyet dolayısıyla bir müdahale oldu. Anlayışla karşılayacağınızı düşünüyorum. Ebru Hanım zannediyorum katılamadı. Deniz Hanım sansür oluşumunun bir üyesi olarak bize görüşlerini aktaracaklar.

DENİZ TAN- Merhaba, Deniz Tan ben, Ebru Hanım katılamadı. Sansüre Sansür Oluşumunun çekirdek üyelerinden biriyim, o yüzden ben size yardımcı olmaya çalışacağım. Biraz Sansüre Sansürden bahsetmek istiyorum. Biz hukukçu değiliz. Hani buradaki herkes, hemen hemen çoğu insan en azından hukukçu, ama biz tamamen bir sivil inisiyatif olarak yaptıklarımızı ve yapabileceklerimizi paylaşmak istiyorum. 2008 yılında başladık bu işe, hiçbir şekilde planlanarak başladığımız bir şey değildi. Tamamen Fırat Yıldız, Ebru Baranseli, ben Deniz Tan olarak muhabbet sırasında sürekli bu 5651’in başımıza ne işler açacağından bahsettiğimiz, bunun site kapamaların giderek artacağını ve bu müstehcenlik tanımının özellikle çok problematik olabileceğinden konuşurken Fırat arkadaşımızın bir reklam, çünkü biz reklamcıyız, reklam bloğu vardı ve bu bloğunda sanıyorum o dönem dailymotion yasaklanınca bloğuna koyduğu bütün reklam filmleri boş alan olarak görünmeye başladı. bir beş senelik emek diyeyim ben. O da o akşam buna sinirlenip, zaten konuşmaların da hızıyla sinirlenip bloğunu kapatıyor ve üzerine bu site erişime engellenmiştir ibaresini koyuyor. Aslında tamamen duyduğu tepkiyi anlatmak için yaptığı bir şey. Fakat onun akşamında önce insanlar elmaaltshift bloğunun ismi, elmaaltshift de kapanmış diyor. Sonra birkaç kişi uyanıyor ve bunun tepki hareketi olduğunu anlayıp onlar da aynı şeyi yapıyor.
Sabaha geldiğimizde yaklaşık 15 kadar blog kendini aynı şekilde kapamış ve harekete katılmıştı hiç planladığımız bir şey olmadığı halde, spontane geliştiği halde. Bunun üzerine biz birkaç arkadaşla daha bir araya gelerek bunu nasıl bir harekete çevirebileceğimizi konuştuk ve bir kod yayın yayınladık. İsteyen herkesin bu kodu alarak sitelerinin önüne koyabileceğini ve bu şekilde o ekranı sağlayabileceklerini basit bir dille anlattık ve bir hafta zaman verdik. Bir hafta boyunca bu bizim bildiğimiz, bizim kodumuzu kullanan insanları ancak biz ölçebiliyoruz, bilmediklerimizi bilmiyoruz, ama yaklaşık 500, 600 site ki bunların içinde çarşı, sinema.com gibi büyük siteler de var, 500, 600 site kendini kapamıştı. Bu dönemde bayağı ilgi çektik, gazetelere çıktık, röportajlar yaptık ve bir anda gündem olmayı başardık. O sırada da biz bu harekete bir isim verelim, bunun sitesini hazırlayalım, o hazırlıklara başladık ve Sansüre Sansür bu şekilde doğmuş oldu.
Bir hafta hareketin süresi bittikten sonra bütün siteleri açtık. Siteleri açarken de sansuresansur.org’dan hareketi başlattık. Böylece konuyu gündeme taşımış olduk. Ondan sonra da yaptığımız çeşitli hareketlerle bu tip daha gerilla, daha herkesin katılabileceği, konuyu gündeme taşımak ve kamuoyu yaratabilmek için yaptığımız birtakım tepki hareketleriyle zaman zaman gündeme geldik. Bunlardan biri yine 2009’da bir sene sonra yaptığımız yayın hareketiydi. Bunda da stickerler siteye yerleştirdik ve hepsinin üstünde “bu siteye … erişime engellenmiştir” yazıyor. Bu stickerleri çıkararak bu boşlukları istedikleri gibi doldurmalarını ve bize fotoğraflarını göndermelerini istedik. Bunun sonunda bayağı yurtdışında bile o stickerleri yapıştırdıklarını gördük. İşte masaya yapıştırıyor, o boşluğu bu masa olarak dolduruyor ve Avrupa’da, Amerika’da bile stickerlerimiz vardı. Bayağı iyi geri dönüş aldığımız bir kampanya oldu.
Fakat tabii bunlar hep kamuoyu yaratmak, daha somut adımlar atmak gerekiyordu. Daha sonra 2010’a geldiğimizde bir yürüyüş fikri ortaya atıldı. Sadece biz değil, o sıralarda kurulan Sansürsüz İnternet Platformu, bütün bu organizasyonların, tepki hareketlerinin ve bir sürü derneğin katıldığı, yaklaşık 45, 50 dernek vardı, dernek ve oluşum. Çünkü biz dernek değiliz kesinlikle, sadece bir sivil inisiyatifiz hala. Sansürsüz İnternet Platformunun üyelerinin organize ettiği bir yürüyüş yaptık. İlk yürüyüş olarak aslında fena değildi. Tahminimiz 2 bin, 3 bin kişilik bir katılım olduğu yönünde. Yine kamuoyu yaratmak adına güzel bir adım oldu. Fakat ondan sonra bu sene Mayıs ayında yaptığımız ikinci yürüyüş yine bize ait değil, yine pek çok farklı oluşumun bir araya gelmesi, İnternetime Dokunma Hareketinin Facebook’ta açtığı grupla başlayan bir fırtına diyeyim o da. Biz de Sansüre Sansür olarak yine destek verdik ve bu seferki yürüyüşte bizim tahminimiz çok ciddi rakamlara ulaşıldığı yönünde. Biz 40 bin, 50 bin diyoruz, gazeteler başka bir şey diyor, bilmiyoruz tabii, ama gördüğümüz görüntü bütün İstiklal’in insanla dolu olduğuydu ki bu yürüyüşten sonra birtakım geri dönüşler de aldık. Bilmiyorum bizimle alakası var mı, yani biz dediğim bütün bu yürüyüşü yapanlar, filtre paketleri en azından bir süre ertelendi, ama hala tam olarak bir çözüm bulunmuş değil. Kasım ayına ertelendi, 5651 hala gündemde. Çözüm filtrelerle olacak gibi değil, hala bunun arkasındayız. 5651 Yasasıyla ilgili bir problem olduğu ortada. Müstehcenlik gibi afaki tanımlamalarla ilgili bir problem olduğu ortada. Biliyorsunuz alan adlarına getirilen bir kelime yasağı girişimi olmuştu. İşte müstehcenlik gibi tanımlamalar bu tip şeylere yol açabiliyor. Biz hukukçu olmadığımız için böyle çok hukuksal anlamda fazla bir çözüm getiremiyoruz belki, ama bizim yapmaya çalıştığımız bu konu unutulmasın, hani bu da öyle geçti sessizce, bitti olmasın, kamuoyu bilsin, dezenformasyona karşı bilgilendirelim. Hani filtre kötü bir şey değil denildiği zaman bakın filtre şu şu anlamlara da geliyor diyelim. Ses çıkarmak isteyen insanlara bir çatı sunalım ve en azından hep beraber, çünkü hep beraber daha güçlü ses çıkıyor elbette, gibi düşüncelerle harekete devam ediyoruz. Uzun soluklu bir süreç olduğunun farkındayız. Umuyoruz bir gün bir yerlere varacağız. Benim söyleyebileceklerim bu kadar.

Yrd. Doç. Dr. ELİF KÜZECİ- Gördüğümüz gibi akademi ve İnternet Kurulundan sonra süre sınırı olmayan konuşma sivil toplumu bırakılmıştı. Teknik durum dolayısıyla ben oraya geçince müdahale etmedim, ama sivil toplum bilinçli bir şekilde süreye tam olarak riayet ederek konuşmalarını tamamladılar. Çok teşekkür ediyoruz. Şimdi oturumun başında da söylediğimiz gibi 5651 sayılı Yasa ve bu yasaya ilişkin olarak bir değiştirme, yenileme planı var. Serhat Bey genel olarak süreçten söz ettiler. Ardından Murat Bey de birtakım eleştiriler, bizim de üzerinde durduğumuz bazı önemli hususları dile getirdiler. Şimdi sizlerin de görüşlerini alarak hem sorularınızı, hem katkılarınızı iletirseniz bu oturumumuzu verimli bir şekilde tamamlamış olacağız diye düşünüyorum. Soru ya da katkıda bulunmak isteyen, eleştirilerini dile getirmek isteyenler var mı?

GÖKHAN AHİ- Ben özellikle Serhat Beye sormak istiyorum. Serhat Bey bu konudaki en iyi niyetli çalışmaları yapan insanlardan birisi, sağ olsun her konuda, her platformda İnternet Kurulu adına bir şeyler yapıyor ve bütün çalışmaları çok iyi niyetli ve çabaları özverili bir şekilde yürüyor. Benim kendisine sormak istediğim şey şu: Bu filtre meselesi, filtre de 5651’e dayanıyor, 5651 de aile ve çocukların korunmasına dayanıyor. Sonuçta hep aile ve çocuğa gidiyoruz hassas nokta diye. Bu filtre çalışması ilk çıktığında bu kadar tepki olduğunda BTK, özellikle Başkan Tayfun Acerer çok iplemedi ve her yerde bu filtreyi çok ciddi bir şekilde savundu ve bütün herkesin yanlış anladığını düşündü. Bütün herkesi, eleştirenleri de doğru dürüst anlamamakla suçladı. Fakat ne oldu da arka tarafta birdenbire biz bu taslağı değiştirelim, profilleri düşürelim, daha çağdaş bir filtre sistemi öngörelim diye biraz iyileştirmeler yapıldı? Yani bu yürüyüşlerin, bu tepkilerin etkisi yokmuş gibi davranılıyor, ama hiç mi yok gerçekten etkisi, yani neden değişti bunlar, arkada ne oldu?

SERHAT ÖZEREN- Arkada ne oldu, burada kaç kişi var basından? Şaka yapıyorum. İki kişinin bildiği zaten artık sır kalmaz biliyorsunuz. Şimdi şöyle: Ben öncelikle bunu söylemek istedim, şundan, yapımı anlatırken bir siyasi yanın, kendimin mutlaka bir siyasi yanı var, ama şu ana kadar hayatım boyunca hiçbir siyasi partinin kapısından içeri girmedim, onu söyleyeyim. Yani bu söyleyeceklerim tamamıyla şahsi görüşümdür ve beni bağlar. Ulaştırma Bakanı Sayın Binali Yıldırım İzmir’deyiz, ilk karşılaştığımızda “Serhat, bu internet filtresi -tam da o sıkıntıların basında daha çok çıktığı dönemdi- nedir bu” dedi. “Sayın Bakanım, öğreneceğiz” dedim, bir şey de diyemedim, öğreneceğiz dedim. Tabii bu sıkıntılar basında daha çok arttı, kamuoyunda daha çok artmaya başladı. O zaman Sayın Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın da birkaç defa şöyle bir sözü oldu, bunu bürokratlar seviyesinde de söyledi. Yani şunu beklemiyor, yani herkes bunu tabii öyle olmuştur kabul eder mi etmez mi önemli, ama ben olanı söylüyorum: “Bu konuda herhangi bir kısıtlama yapan karşısında beni bulur” dedi, bunu birkaç defa söyledi. Eğer bir kısıtlama yapan beni bulur dedi.
17 Mayıs Dünya Telekomünikasyon Günüydü. İzmir’de o amaçla, bütün sektör orada toplanmıştı zaten, orada düzenlenmişti. Gazeteci arkadaşlar vardı, hatta bunların bir kısmı basına yansıdı. İşte bu filtre konusunda değişik sivil toplum kuruluşları dile getirdiler Sayın Bakana. Sayın Bakan, işte bu konuda toplumda, kamuoyunda oldukça ciddi bir reaksiyon var. Orada tek kelime söyledi. Sayın Bakan bunu İnternet Kurulu üstlensin, bir çalışma yapsın getirsin dedi. Onun üstüne biz çalışmaya başladık, biliyorsunuz bayağı yorucu bir çalışma oldu. Nedeni de hepimiz kendimizi ifade etmek durumundaydık. Bu konuda bağımsız ve tarafsız olduğumuzu gösterme noktasındaydık. Çünkü bunu eleştiren normal halk eleştirmiyor, bunu eleştirenler interneti iyi bilenler eleştiriyor. İnterneti iyi bilenler de bizim böyle bir şeye ihtiyacımız yok diye baktıkları için onlar da haklı olarak bu konuda en sert eleştirileri yapıyorlardı. Biz birçok görüşleri topladık. Daha sonra Bilgi Üniversitesinde bir arama konferansı şeklinde bir konferans düzenledik. Orada birçok taraf vardı, Sansüre Sansür, İnternetime Dokunma, … Derneği gibi birçok bu konuda sözü olan, bilgisi olan demiyorum ama bakın, sözü olan, biliyorsunuz her şey bilgiyle söylenmiyor, ama sözü olan herkesi dinledik. Tabii ki çok uç fikirler var. Bilmiyorum bu üniversitede uygulanıyor mu, ama bir çan eğrisi vardır. Çan eğrisinin en sağ ve en sol taraflarını bazen dışarıda bırakmak zorundasınız. Bu çanın içerisindeki kitleyi almak zorundasınız. Biz de onu yapmaya çalıştık.
Yani hiç filtre olmasın diyen, internet tamamen yüzde 100, hiçbir kanuna dayalı olmasın diyenler de oldu, işte internet çok kötüdür, girmek bile kötüdür noktasındaki görüşlerin hepsini biz attık. Neyi aldık? O çan eğrisinin içerisindeki kesimi almaya çalıştık ve bu görüşleri tabii sonradan biz açıklarken katılanlar oldu, katılmayanlar oldu, ama maalesef biz o çan eğrisini hedef almak zorundaydık. O çan eğrisi de toplumun büyük kesiminin kabul ettiği ve kucakladığı bir görüştü. Biz bunu sunduk, iki tane paket dedik. Yurtiçi çıksın, standart çıksın, bunlar zorunluluk halinde kaldırılsın, başvuru sırasında herhangi bir kimseye bir şey sorulmasın, tamamen doğal tertip, doğal istek olarak konsun. İki tanesi kalsın, çocuk ve aile kalsın, bunlar da isteğe bağlı, tercihe bağlı olsun gibi ondan sonra da bir sıkıntı olmadı. Şu an hâlâ sıkıntılı olanlar diyebilir tabii, bakın, herkesin yüzde 100 ikna olmasını da beklemiyorum, ama yine söylüyorum, toplumun büyük çoğunluğunun kabul etmesi anlamında, ama kabul etmeyenleri de zarara sokmayacak şekilde bir yapı olması lazım. Bunlarda hemfikirim, yani çoğunluğun kararı azınlığı da rahatsız etmeyecek şekilde olması lazım. 22 Ağustos tarihi 22 Kasıma ertelendi, o tamamen test sürecidir. Aslında şu anda hâlâ da uygulanıyor, hiçbirinizin de bu sebepten dolayı bir sıkıntısı yok, şu anda uygulanıyor. 22 Kasımdan itibaren de abonelikler anlamında terhisler başlayacak.
Bu filtre eğer bilinçlendirme, eğer bir eğitim çalışmasının paralelinde yapmazsanız etkisi kısıtlı olacaktır. Bu işin temelinde bilinçlendirme ve eğitim vardır. Yani hep okul öncesi çocuklardan başlayarak okul çağındaki öğrencilerimize, gençlerimize bu işin bilgi ve becerisini artıracak bilinçli, doğruyu algılayacak şekilde bir eğitim çalışmasıyla bir algı yönetimi yapmak gerekiyor. Eğer kamuoyunda bunu yapmazsanız, kimse gidip şu anda ver hemen bu filtreyi şunu yapayım deme yapısı değil, böyle bir bilgisi yok.
Bu tartışmanın bence en önemlisi, en faydası şu oldu: Kamuoyunda güvenli internet diye bir kavram olduğu öğrenildi. Bakın, Avrupa Birliğinde bu konuda birçok otorite var, birçok kurum var. Safer Internet diye düzenleniyor her sene insafe var, inhope var, bir sürü kurum var Avrupa Birliğinde bu konuyla ilgilenen ve hem okullarda öğretmenlere dönük, öğrencilere dönük, ailelere dönük birçok çalışma yapılıyor. Türkiye’de böyle bir gerçek olduğu öğrenilmesi açısından ben öyle bir faydası olduğunu düşünüyorum. Şu andaki süreçler açısından bakıldığı zaman bir sıkıntı yok, Gökhan Beyin sorusuna geldiğim zaman bu süreç nasıl başladı? Tamamen başlığa bakarak Sayın Binali Yıldırım’ın talimatıyla başladı. 5651 sayılı bu Yasada herhangi böyle bir talimat yok, bunu biz İnternet Kurulu olarak kendimize düşen bir görev olarak gördüğümüz için ileride bir sıkıntı olup, işte birileri meydana çıktıktan sonra bazı şeylerin düzelmesinin gerekmediğini, belirli konularda biliyorsunuz sizler hukukçusunuz, daha iyi bilirsiniz, bazen çok kötü olaylar olur, ondan sonra bazen kanuni düzenlemeler yapılır. İşte ne bileyim, evde yangın çıkar, ondan sonra yangın tertibatı zorunluluğu getirilir falan gibi böyle bir şey olmadan böyle bir ihtiyaç olduğunu düşünerek biz İnternet Kurulu olarak böyle bir yola çıktık. Ben Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın bu konuda destekçimiz olduğunu biliyorum. Zaten siyasi iradenin desteği olmadan bunu yapmamız mümkün değil, ama yaparken de kendi tarafımıza, yani bu işin değişiklik kısmına çekebilme açısından da bazı destekleri de almamız gerekiyor. Onları da biz yapacağız, yani söylediğim gibi bu kanun tasarısı bittiği zaman anlatmak, bunu iptal etmek ne getirir, ne götürüyor bir etki analizini anlatmakla o bizim görevimiz olacak, ama buradaki görüşler bizim için önemli. Tabii burada görüş olarak bilimsel ve bu metin üzerindeki görüşler, yani şu 8. madde şudur, yerine şu olması lazım gibi çıktılar benim çok daha işime yarar, onu söyleyeyim. Şu an hukuki anlamda ifadelere ben fazla bir yorum yapamam, o konuda bizim Bilişim Hukuku Çalışma Grubumuz var, onlar bu konuyu değerlendirecekler. Böyle bir çıktı bizim için en ideal bir çıktı olacaktır. Bir kanun maddesi hazırlanır gibi bir üslupla yapılması görüş gerekçesi, madde gerekçesi şeklinde yapılması çok işimize yarar. Herhalde bu toplantının sonucunda böyle bir raporun da hazırlanacağını düşünüyorum. Umarım yeterli olur, teşekkür ederim.

Yrd. Doç. Dr. ELİF KÜZECİ- Evet, başka soruları olan?

AYHAN TÜFEKÇİ- Merhabalar. Gümrük müfettişiyim. Biz toplantıya şu anda teftişini yaptığımız konuyla ilgili olarak katılmayı uygun gördük. Tabii … (65.34) çalışması olduğundan haberim yoktu açıkçası, bu söylediğiniz şeyle ilgili çok daha farklı katkılarımızın olacağını düşünüyorum, ama yasanın içeriği açıkçası bizim kafamızda tasarladığımız veya problem olduğunu düşündüğümüz hususlarla çok ilgili değil, öyle söyleyeyim. Ben öncelikli olarak şeyi merak ediyorum: Bu amaç ve kapsam demin belirttiğiniz başlık içerisinde içerik sağlayıcı, yer sağlayıcı, erişim sağlayıcı gibi hususlar düzenlenmiş, onun devamında internet ortamında işlenen belirli suçlarla içerik ve yer ve erişim sağlayıcıları şeklinde bir ifade kullanılmış. Bu amaç ve kapsam başlığı içeriğinin belirlenmesi bir çerçevesi neye göre belirlenmiştir? Önce onu merak ediyorum ve bir ilave yapayım: Bana göre amaç ve kapsam içeriğinin çok zayıf olduğunu düşünüyorum. Sadece belli bir hedefe ve belli bir nokta işte hedefe ulaşmak için sanki hazırlanmış gibi bir izlenim uyandırdı.

SERHAT ÖZEREN- Şimdi tabii siz işin biraz A, B, C’sinden başladınız. Yani amaç, kapsam konusu burada bilmiyorum belki hukukçu akademisyenler bunlara cevap verebilir, ama amaç, kapsam belli, ne amaçlı ne kapsamların yapıldığı ve eleştirileriniz olabilir, ama eleştirinizi çözüm önerisi, biz burada çözüm önerisi de duymak istiyoruz. Mesela, ben 8. maddeyi istemedim, 8. maddeyi eleştiriyorum. Peki, çözüm ne noktasında cevaplarınızı da verirseniz ben çok sevinirim. Burada benim asıl Gökhan Bey, asıl almak istediğim soru ve çözüm önerilerimiz böyle olması gerekiyor şeklinde, yoksa ben gene açık söyleyeyim, yani şu dediğiniz kısımlarda bir hukuk diliyle benim bunu ifade etmem mümkün değil. Eğer öyle bir beklentin varsa benim böyle bir şey yapmam da doğru değil, sizlere saygısızlık, sizin bilginize, akademisyenliğinize saygısızlık olur. Ancak ben yöntem, usul ve bundan sonraki süreç hakkında değerlendirmelerde bulunabilirim. İçeriksel anlamda temel konularda düşüncelerimi söylerim, özgürlükler açısından da söylerim, amacımızın ne olduğunu ifade edebilirim, ama hukuki terimler konusunda benim herhangi bir yorum yapmam doğru olmaz.

Yrd. Doç. Dr. M. VOLKAN DÜLGER- Bir cümle ekleyebilir miyim? Burada şimdi sıkıntı şurada: En başta girerken söyledik, yasanın yapılışı çok acele ve bir tepki yasası, yani bu kanunun amaç ve kapsamı içerik sağlayıcı, yer sağlayıcı, erişim sağlayıcı ve toplu kullanım sağlayıcıların yükümlülük ve sorumluluklarına ilişkin esas usulleri düzenlemektir olması lazım, ama burada ne var? Belirli suçlarda şununla, bununla mücadele, yani belirli suçta mücadele kanunla olmaz, suçla mücadeleyi kolluk kuvvetleri yapar, İçişleri Bakanlığı yapar. Daha sonra da eğer bunlar suçsa, tipik olarak bir yerde tanımlanmışsa, bunlar cezalandırılır. O ceza hukukunun genel önleyici özelliğidir. İşte korkutur, bir de özel önleyici vardır, yaptırıma uğratırsınız. Buradakiler koruma tedbiridir. Bu erişimi engelleme, içerik çıkarma, bu ceza hukukuna ilişkinse, Ceza Muhakemesi Kanununda düzenlenir, özel hukuka ilişkinse, ilgili kanununda düzenlenir. İlla bir arada tutulmak isteniyorsa, böyle karma bir kanun yapılmaz. O anlamda amaç ve kapsam burada hatalı, ama siz şu yasayla bunları örneğin, gümrük suçları, kaçakçılık suçlarıyla tek tek mücadele edilmelidir diye veya bilişim suçlarıyla mücadele edilmelidir, böyle bir geniş bir amaç ve kapsam buraya yazılmalıdır diye bir katkınız varsa biz buna katılmıyoruz. Zaten olmaması gereken şeyler bunun içeriğinde yer almıştır. Teşekkür ederim.

ALİ RIZA KELEŞ- Alternatif Bilişim Derneği. Birkaç sorum olacak. Öncelikle bu 8. madde katalog suçlarıyla ilgili neleri muhafaza ettiniz taslağınızda? Bunu anlamak hakikaten çok güç, çünkü yasayı sansür yasası yapan temel madde 8. madde, dolayısıyla bizim görüşümüz o maddenin hiç olmaması. Çok ısrar ediyorsanız eğer çocukların istismarı, çocuk pornografisi, çok ısrar ediyorsanız özellikle çocuk pornografisi de nefret suçları…

SALONDAN- Evrensel suçlar.

ALİ RIZA KELEŞ- Irkçı, ayrımcı içeriklerin suç olarak sayılması, bunun dışında hiçbir içeriğin orada yer almamasını öneriyoruz. Sizden de neden bu 8. maddeyi taslağınızda koruduğunuzu öğrenmek istiyorum.
İkincisi, toplu erişim sağlayıcılarla ilgili bölüm çok rahatsız edici. Şu anda uygulanan uygulamada TEDER merkezi aracıyla bütün internet kafelerde özellikle uygulanan bir filtre sistemi var ve bu filtre sisteminin içeriği denetim dışı. Biz burada hangi siteler filtreleniyor bunları bilemiyoruz, öğrenemiyoruz, tesadüfen öğreniyoruz ve bunların sayısı öyle 1 000, 10 000 filan değil, belki birkaç yüz bin, belki de milyonlarca. Aynı haberlere çeşitli sitelerden erişebilirken bu filtreler yüzünden aynı haberi, aynı içeriği birtakım sitelerden erişemiyoruz. İçerik tam tümüyle aynı, ama sadece alan adları farklı ve bu alan adlarıyla ilgili herhangi bir mahkeme kararı, herhangi tedbir koruma hiçbir şey yok. Bu filtre kısmı çok keyfi bir şekilde TİB tarafından belirleniyor. Bu keyfiyet kesinlikle ortadan kaldırılmalı, bu filtre sistemi, bu merkezi filtre sistemi, bu yeni gelen sistemi demiyorum, hâlihazırda filtre sistemimiz var bizim, belki o konuda aydınlatırsınız salonu eğer bilmeyenler varsa, bunun kesinlikle kaldırılması lazım.
Bunun dışında Basın Yasası ve TMK gibi çok tartışılan ve konjonktürel bazı kanunlar yüzünden internet siteleri kapatılıyor. Politik sansüre sebebiyet veren en temel kapatma kararı da buradan geliyor. Kesinlikle TMK gibi çok tartışılan, Basın Yasası gibi çok tartışılan ifade özgürlüğünün sınırlarını zorlayan, kısıtlayan yasalardan kesinlikle internet siteleri kapatılmamalıdır. Bunu söylemek istiyorum. Bunun dışında Volkan Bey: “Hakaret edilirse ne olacak” diye bir soru sordu. Şimdi ben size buradan hakaret etsem bu suçtur sonuçta ve bunun gereği yapılır. İnternet ortamı da bence böyle, orada suç işleniyorsa alan adının sahipliği bellidir, onun hakkında gerekli işlemler yapılabilir. Bunu ayrıca 8. maddenin düzenlenmesi şeye yol açıyor, site kapatılmasının kolaylaştırılmasına burada gerekli birtakım uygulamalar yol açıyor diye düşünüyorum.
Bir de bu sözü edildi filtre meselesi sağ olsun Serhat Beyin ben de kişisel olarak iyi niyetinden şüphe etmiyorum. Yalnız Bilgi Üniversitesinde bir toplantı yapıldı, kendisi anlatmıştı. Biz orada bütün sivil toplum örgütleri kendilerine şeyi ifade ettik: Biz hiç boşuna devlet eliyle -altını çizmek istiyorum- merkezi bir filtre uygulaması istemiyoruz. Toplantıdaki kimse de onun aksi fikir söylemedi, bilakis devlet eliyle merkezi filtre içeriği ne olursa olsun sansür olacağı anlamına geldi, ama biz daha sonra İnternet Kurulunda bunu okuduk ki, İnternet Kurulu merkezi bir filtre öneriyor. Şimdi ben burada zaman ayırdım, o gün de gelip zaman ayırdım. Evet, bu bizim işimiz gerçekten, gönüllü olarak yapıyoruz. Biz de sizin gibiyiz ben de buraya hiçbir koşulla anlattığınız gibi çeşitli paralarla falan gelmiyorum, tümüyle gönüllü olarak geliyorum, ama bu söylediğimiz sözlerin de ciddiye alınmasını, bu yazdığımız raporlara bir şekilde yansıtılmasını istiyoruz. En azından İnternet Kurulunun raporu bu, ama 13-14 sivil toplum örgütü de bunu söyledi eklensin beklerdik. Eklememişsiniz, hazır sizi de bulmuşken söylemek istedim. Teşekkür ederim.

SERHAT ÖZEREN- Ali Rıza Bey, ben teşekkür ederim. İlkinden başlayayım. Zaten dün görüşlerinizi gönderdiniz, teşekkür ederiz. Orada webde yayınlanıyor, zaten şu an söyledikleriniz yüzde 90 oradaki görüşlerinizde de var.
Aslında ben bir mühendisim, ben mühendis olarak bazı tabirleri 3+2=5 olarak söylüyorum, ama siz bunu 5 deyip de veya 2 de olabileceğini bana iddia edebilirsiniz. Yani biz biraz daha böyle formülasyonlu gideriz, ama bu işte çok formülasyon olmuyor. Az önce de bahsettim, bu işi yaparken gerçekten zorlu süreçlerden geçiyoruz. Bazen bürokrasi, bazen genelde de bürokrasi, onu açık söyleyeyim, genelde bürokrasiyle ilgili ve muhatap olduğumuz birçok kurumlar, İçişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, Ulaştırma Bakanlığı, onun içerisinde alt kurumları var. Şimdi Avrupa Birliği Bakanlığı, Avrupa Birliği Siyasi İlişkiler Bölümü Dairesi, inanılmaz kurumlar var. Herkesin gerçekten hemfikir olduğu noktayı bulmak zor. Şimdi 8. madde dediniz, ben şu anda 8. maddede katalog suçların evrensel suçlar haricinde olmasını doğru bulmuyorum. Bakın, bu benim şahsi görüşüm. Evrensel suçlar aynen dediğiniz gibi ırkçılık, çocuk istismarı, belki telif, bunun haricindeki suçların katalog içerisinde olmasını ben doğru bulmuyorum. Bunların hepsi tamamen mahkeme kararıyla, resen değil mahkeme kararıyla, bunun dışındaki suçlar mahkeme kararıyla yerine getirilmesi lazım. Mahkemelerde burada hukukçulara da ben bir eleştiride bulunayım, yani vur deyince de öldürüyorlar bazen, yani bir içerikten sonra bir site kapatılıyor. Bunlarda hiçbir tanesi 5651’le ilgili olmayan birçok da örnek var.
Bu katalog suçlar 5651’de olmasaydı bu kadar çok site kapanmaz mıydı? İnanın kapanırdı, çünkü çoğu özellikle meşhur, popüler sitelerden bahsediyorum, hepsi mahkeme kararıyla vur deyince öldürülen sitelerdir. Bakıyorsunuz, kimler hazırlıyor bu kanunu? TİB, Ulaştırma, Bakanlığı, ama 5651’den dolayı kapanmamış, demek ki, o zaman hukuk sisteminde de bazı sıkıntılar oluyor. Zaten onları sizler de dile getiriyorsunuz, bazı kanun uygulamalarında yanlış ifadeler, hükümler olduğunu da dile getiriyorsunuz.
Şimdi oradaki 8. maddedeki kısma ben katılıyorum. Bunu biz eğer Şubat ayındaki kanun tasarısına koysaydık bunun hiçbir şekilde geçmeyeceğini ben biliyordum. Bakın, bu katalog suçlarının tamamını koyduğunuz zaman, çıksın dediğiniz zaman geçmeyeceğini biliyorum. O zaman en azından belli bir noktada uzlaşmaya çalıştık, ama bu dönem bakın, bu dönem bazı şeyler daha iyi anlaşıldı, daha netleşti. İkinci bir düzenlemeye gerek kalmadan bana göre katalog suçları kaldırılarak -inandığımı söylüyorum- katalog suçları kaldırılarak yalnızca evrensel suçlar kalarak biz 8. maddeyi değiştirebileceğimize inanıyorum.
Şu anda taslakta olan şubat ayındaki bakın, biz daha şu anda revize etmedik. Bu sizlerden aldığımız görüşe göre revize edeceğiz, onun için herhangi bir şeyde ısrarcı değiliz. Biz şu anda İnternet Kurulu olarak görüşleri yeni topluyoruz, sizlerden gelecek, hatta bugün son gündü, bugünkü toplantı için biz sırf bu toplantının çıktısı için buraya 4 gün ilave bir zaman vereceğiz, ama diğer taraftan da görüşlerinizi aldık. Sonra bu görüşleri alarak biz işte o taslağı yapacağız ve sitede tekrar yayınlayacağız bunu. Bakın, biz bir şeyde ısrarcı değiliz, görüşler bu diyeceğiz, bunu yapacağız, ama çok imkansız, yani şu an bilemediğim bir örnek çok imkansız bir değişiklik talebi varsa, bu olmayacaksa bu filtre uygulamasındaki gibi bakın, filtre uygulamasındaki gibi orada filtre uygulamasında karar vericileri toptan bu işi yanlış yaptınız, bu olmaması gerekirdi noktasına getirebilecek bir şey olup da, hiçbir şey yapmamaktansa -bu benim kendi görüşüm gene- en azından toplumu rahatlatıcı bir noktaya getirmek benim tercihim olur. Eski halde kalması mı daha iyidir, şu andaki haliyle mi kalması daha iyidir noktasında. Dikkat ederseniz bu görüşleri verirken de şu şu firmanın, kurumların, STK’nın görüşü diye vermedik. Onların altında imzası var diye vermedik, çünkü sizler oradaki her maddeye katılmıyorsunuz, bunları biliyorum. Atatürk Düşünce Derneği oradaki maddelerin hepsine katılmadı, o yüzden sizin altına imzanızı koyamazdım ben, öylece vermedik. Yalnızca basında çıkınca, orada bir sürü gazeteciler vardı. Şu şu konularda toplantıya katıldı diye, bunlar görüş verecekler diye katıldı, ama biz Ulaştırma Bakanlığı ve tekrar TİB’e görüşünüzü verirken bu konuların görüşüdür diye kesinlikle vermedik. Oradaki resmi yazıda da biliyorsunuz rahatlıkla görebilirsiniz, zaten onları da size açıkladık, gönderdik, basında da çıktı. İnternet Kurulunun filtre konusundaki raporu diye basında çıktı. Hiçbir kurumun adı geçmiyor, çünkü siz yüzde 100 hemfikir değildiniz orada. Yani bu şu anda ısrar ettiğimiz bir şey yok, buradaki bütün görüşlere açığız, ona göre de 8. maddede katalog suçlar evrensel hariç kalkması lazım. Filtreyi de söyledim.

SALONDAN- Şu an internet kafelerde uygulanan filtrelerin uygulanması konusu.

SERHAT ÖZEREN- Bakın, şimdi 5651’de geçmişte ne olduysa o, şimdi ben geçmişi savunmuyorum, savunup da vakit de kaybetmeyelim. Bu sıkıntılar böyle oldu diyorsunuz, çözümü de, bu sıkıntıların olmaması için çözümün böyle olması lazım demeniz bizim için yeterli, biz alırız onu koyarız oraya. Geçmişte bu sıkıntılar var, doğru, bu siteler kapandı, filtre, şu oldu, bu oldu. Yani bundan sonra böyle olmaması için de böyle düzenlemelerin yapılması lazım demeniz benim için yeterlidir. 10 000 site, 100 000 site, yani hepsi olabilir, inanın rakamı ben bilmiyorum, zaten bilen de kimse yok. Neden bilen yok? Orada bir madde daha ilave yapıyoruz: Bu kapatmanın tek elden bilgilenmesi, toplanması. Çünkü daha geçen gün bir site oldu, hatta Google’un bir blog sitesiyle ilgili kapanma oldu, gene Denizli 2. Sulh Asliye Ceza Mahkemesinden gıyaben kapatma kararı vermiş. O da yanlış bir şey, internet servis sağlayıcının listesi yazısını bulmuşlar, yarısına göndermişler, yarısını bulamamışlar. Örneğin Superonline’dan giriyorsunuz, TTNet’ten giremiyorsunuz gibi bir şey olmuş. Bu mahkeme verdiler. Bunu ben TİB dairesiyle konuşuyorum, İnternet Dairesi: “Burada iyi de, bu niye kapamış, ne oldu da kapandı” diyorum. Araştırıyorlar, bizim haberimiz yok, mahkeme karar almış.”
Şimdi bunun kaydı TİB’de yok, kimsede yok. Bunun gibi birçok kapatma da olabiliyor. Doğru, haklısınız, o zaman olmaması lazım. Bu rakamı birisinin tam verebilmesi için tekrar bu kapatmanın en azından bilgisinin olması gerekiyor. Öyle bir zorunluluk da var, öyle bir madde de koyduk. İnşallah hiçbir zaman kapatma en son çare olur, kapatmaya gerek kalmadan içerikler çıkartılarak işler çözülür. Orada da bir blok yüzünden, yani bir blok yüzünden bütün site kapatılmış. Mahkemenin verdiği bir karar, orada da yanlış, hatalar var.
Şimdi onun için rakamı inanın ben bilmiyorum, TİB de bilmiyor, bunu sayaç sistemiyle nasıl sayılabilir onu da bilmiyorum. Tahmini afaki rakamlar yapıyor, eğer bu kanun değişirse o zaman net rakamları herkes konuşup, herkes birbirine söyleyebilir diye düşünüyorum. Yani geçmişi değil, ne yapacağımızı konuşursak Ali Rıza Bey, daha iyi olacağını düşünüyorum. İnanın geçmişi şimdi biraz bırakalım.

Yrd. Doç. Dr. ELİF KÜZECİ- Evet, başka söz almak isteyen dinleyiciler olduğunu da görüyorum. Açıkçası ben de söz almak istiyorum, ama programın yarım saat ilerisindeyiz. Biraz dinleyicilerimiz yorulmuş gibi de gözüküyorlar. 15 dakika ara verip, ondan sonraki oturum içerisinde zannediyorum uygun görürler. Hani tartışma bölümünde yine sorularınızı yöneltebilirsiniz. Çok teşekkür ediyoruz. (Alkışlar)

ARA VERİLDİ

2. OTURUM

Yrd. Doç. Dr. ELİF KÜZECİ- Değerli dinleyiciler, toplantımızın 2. Oturumuna hoş geldiniz. Öncelikle bir teknik açıklama yapmak gerekiyor belki, maalesef salonda bir havalandırma sıkıntısı var. Ben bu salonda ders de veriyorum, geçen hafta aynı sıkıntıdan ben de, öğrenciler de çok muzdarip oldular. Genel Sekreterliğe bir yazı yazdık, tamir işlemleri başladı, ama maalesef ki bu toplantıya yetişmedi. Onun için öncelikle bu teknik aksaklık dolayısıyla sizden Bahçeşehir Üniversitesi olarak özür dileriz. Şimdi sözü çok uzatmadan 2. Oturumun değerli konuşmacılarına sözü bırakmak istiyorum, fakat ondan önce arada gelen birkaç soru oldu. Tabii buradaki bazı simalarla biz çok yakınlık hissediyoruz ister istemez, bu konuya ilişkin toplantılarda sürekli olarak karşılaşıyoruz ve tartışıyoruz. Ben bir ön açıklama yapmamış bulundum, şöyle kısaca söylenebilir belki: 5651 sayılı İnternetin Düzenlenmesine Yönelik Bir Yasamız var, fakat bu yasaya ilişkin çok ciddi sorunlar ve eleştiriler söz konusu. Benim de şahsen dile getirdiğim bazı hem yasal içeriğinde, hem uygulamasında sıkıntılar olduğu göze çarpıyor. İnternet Kurulu ise bunun değiştirilmesi yönünde bir taslak metin, bir tasarı hazırladı. Burada biraz onun üzerinde durmak, tartışmak ve çeşitli kesimlerden görüşler almak istiyoruz. İstanbul Barosu da bu düşünceyle bu organizasyona girişti.
Şimdi 2. Oturumdaki konuşmacıları dinledikten sonra zannediyorum sizin de bu konuda bazı katkılarınız yine olacaktır. Şimdi ben sözü ilk olarak Gökhan Beye zannediyorum, olur mu? Öncelikle kendinizi de kısaca tanıtırsanız memnun oluruz.

Av. GÖKHAN AHİ- Merhabalar. Bilişim hukuku üzerine genelde çalışıyorum, bilişim hukuku üzerine danışmanlıklar yapıyorum. İstanbul Barosu Bilişim Hukuku Merkezinin üyesiyim ve 2001’den beri de bu merkezde bulunmaktayım. 5651’in ilk uygulanmasından daha geriye kadar olan bütün çalışmalarda da aşağı-yukarı yer aldım. Fakat sadece 5651’in kanun çalışmaları sırasında yer almadım. Yani bu çünkü gece yarısı çıkan bir kanun şeklindeydi ve çıktı. Aslında 5651’in ilk 7 maddesini düşündüğünüzde, ilk 7 maddeye yönelik herhangi bir eleştirim yok, çünkü zaten olması gereken bir şeydi. İnternet aktörleri dediğimiz ki, Volkan Bey de söyledi, Volkan Hocamız, hak ve yükümlülüklerin belirlenmesi gerekiyordu. Bu hak ve yükümlülükler sadece bizde değil, Alman Tele Servisler Yasası veya Fransız uygulaması veya Avrupa’daki direktifleri doğrultusunda zaten paralel gidiyordu. Daha sonra 8. madde ve 9. madde dediğimiz iki tane nur topu gibi maddelerimiz oldu: Birisi erişimi engellemeydi, birisi cevap ve düzeltme hakkına ilişkindi. Bu son 4 yıllık uygulamada da birçok trafik kazaları meydana geldi, siteler kapandı veya kapatılmak istendi, fakat çeşitli protestolar üzerine bu sitelerin de kapanmasından vazgeçildi.
Kanunun getirmiş olduğu birtakım düzenlemeleri eleştirmek bir yana mahkemelerle ilgili biraz eleştiri yapmak gerekecek. Çünkü bu biraz teknik bir konu, internet deyince içinde ağların olduğu, kullanıcının olduğu, bilgisayarın olduğu, sunucuların olduğu bir ortamdan bahsediyoruz. Teknik bir konu olduğu için de bunu herkesin aynı anda anlamasını ve yapının nasıl olduğunu, bu iletişimin nasıl kurulduğunu, ağların nasıl birbiriyle iletişim kurduğunu anlamasını beklemiyoruz. Bu tamamen teknik bir konu, ancak mahkemeler anlamadığı bir konu hakkında araştırmak yerine bilirkişilere sormak veya bu konuda öğrenmek, eksiklerini gidermek yerine genelde noter gibi bir onay makamı şeklinde çalıştılar. Feridun Hoca da zaten açılış konuşmasında bahsetmişti, bugüne kadar görmüş olduğum bizzat erişimi engelleme kararlarında gerek MÜYAP’ın erişimi engellemelerine, gerekse de TİB’in erişim engellemelerinde, gerekse de bireylerin başvurup, işte kişisel haklarım etkilendi veya benim hakkımda yayın yapılmış şeklindeki engellemelerde hep aynı şeyi görüyoruz. Acaba gerçekten kişisel haklar ihlal edildi mi, acaba gerçekten bir hukuk ihlali gerçekleşti mi ve mahkeme kararıyla alınan sonuç bu soruna çözüm buldu mu? Mesela, fikri sınai haklarla ilgili ihlallerde gerçekten fikri sınai hakların ihlali durduruldu mu? Youtube’da yayınlanan videolarda gerçekten Atatürk’le ilgili videolarda mesela, Atatürk’ü gerçekten korumuş olduk mu? Bütün bu sorulara vereceğimiz cevap hayır, hiçbir şekilde erişimi engelleme bizim korumak istediğimiz hukuki menfaate hizmet etmedi. Halbuki korumak istediğimiz hukuki değere nasıl hizmet ederiz? Eğer bu bir suçsa, suçun failini bulup, suçun failini yargılamak gerekir en başta, ama öyle bir uygulamalıyız ki, suç var, işleniyor, kanunda mesela, uyuşturucu maddeyi övme veya uyuşturucu maddeyle ilgili özendirme gibi birtakım suçlar tanımlanmış, bunu överseniz veya özendirirseniz, bununla ilgili yayın yaparsanız 5651 sizi cezalandırmıyor, sizi ödüllendiriyor, sadece sitenizi kapatıyor, ama sizinle ilgili bir soruşturma yapmıyor, ama siz suçu işlemiş oluyorsunuz. Yani böyle de bir yanı var veya fikri sınai haklarla mesela, MP3 dosyaları yayınlandı. Bu normalde suç ve bunun bir cezai yaptırımı var, ama suçluyu yakalamak yerine sitesi kapandı, suçluyu da affetmiş gibi oluyor. Aslında gizli bir Af Yasası gibi de 5651 karşımıza çıkıyor. Burada amaç suçu engellemek mi, yoksa suçluyu kayırmak mı? Yani bu yönden de bakmak gerekiyor 5651’e.
Erişim engellemelerinin çözüm olmadığı gün gibi ortada. Peki, dünyada erişimi engelleme yerine ne yapıyorlar biraz ona bakmak lazım. Erişimi engelleme çok çok sınırlı hallerde ve sadece birkaç tane ülkede yapılan bir şey, mesela, Fransa’da Nazilerle ilgili birtakım ünlülerle bugüne kadar gördüğümüz örnekler var, ama ne kadar çok büyük onların çok büyük terör örgütü olarak kabul ettiği bazı siteler ve içeriklere erişim FBI tarafından yine mahkeme kararı olmak üzere engellenmiş durumda. Fakat bunun dışında Avusturya’daki filtre örneği dışında açık açık bir eğitim engelleme örneği görmüyoruz. Demek ki, bütün bu ülkeler de erişime engellemenin çözüm olmadığını saptamış durumda. O halde ne gibi çözümlere gidiyorlar? Öncelikle öz denetimlerinden bir mekanizmaya başvuruyorlar. Yani sivil toplum örgütleri ve devletle iç içe girmiş birtakım kurumlar var, bunlar gerek çocuk pornografisi konusunda, gerek diğer suçlar konusunda işbirliği yapıyorlar ve bu tür içerikleri direkt kendi içlerinde almış oldukları kararlarla ve mekanizmalarla temizleme yoluna gidiyorlar, ama erişimi engelleme gibi bir yönteme gitmiyorlar. Serhat Bey de saymıştı, inhope, İnsafe ve secure internet gibi gruplar bunları özendiriyor. Yani bir öz denetim mekanizması, bunun dışında da internet ortamında suçlular evet, kolay bulunmayabiliyor, fakat bunun için de birtakım işbirlikleri yapılmış ülkeler arasında Avrupa Siber Suçlar Sözleşmesi var. Türkiye 3 Ekim 2010’da bu sözleşmeye imza attı ve bu sözleşmeye katıldı. Burada ülkeler arasındaki işbirliklerinin geliştirilmesi, faillerin yakalanması ve soruşturmanın yürütülmesiyle ilgili ortak usuller, hükümler var, bunlar kullanılabilerek birtakım şeyler yapılabilir. İçerik çıkarma dışında faillerin yakalanmasının soruşturulması sağlanabilir, ama geldiğimiz noktada şu an 3 Ekim 2010’da imzalanmış olan bir sözleşme henüz iç hukukta yürürlüğe girmiş ve Anayasa madde 90 uyarınca uygun bulma kanunu yayınlanmış bir sözleşme değil, şu an uygulama alanı bulmuş değil.
Gelelim filtre meselesine. Filtre aslında bazı içerikleri çocuklardan korumak için güzel bir düşünce özde, fakat bizdeki filtre uygulaması merkezi olarak yapılmak isteniyor ve merkezi filtrenin tehlikelerini zaten çok zamandır insanlar protesto ediyor. Çünkü merkezi filtrelerin istediğimiz zaman istediğimiz sitenin bir yerlerde görüntülenmesini engellemek demek. Bu da fikir, ifade özgürlüğü bakımından büyük sakıncalar doğuruyor, aykırı gruplar veya marjinal gruplar veya muhalefet gibi grupları bu yöntemle susturabilmek veya engellemek mümkün olabiliyor, ama filtre uygulamasının çocuklar eğer korunmak isteniyorsa, gençler korunmak isteniyorsa bilgisayar bazında yapılabilecek şekilde veya aileler özendirilecek şekilde yapılması gayet mümkün. O zaman şu soruyu sormak gerekiyor: Madem filtre uygulaması yapılabilir ve aileler bireysel bazda çocuklarını internetin zararlı etkilerinden kurtarabilir, o halde erişimi engellemenin zaten ne gereği var? Yani müstehcenlik veya çocukları uyuşturucudan korumak gibi birtakım şeylere o zaman hiç gerek kalmıyor. Zaten bireysel bazda filtre özendirildiği için çocukları da bu etkilerden korumuş oluyoruz otomatik olarak, dolayısıyla Avrupa Birliğinin kurullarını pratik alana uyulduğunda birtakım uygulamalar yapmış olabiliyoruz.
Eğer filtre bireysel bazda desteklenmiyorsa, erişim engellemenin ne önemi kaldı? Çünkü erişim engellemede bir anda bir haber çıktığı zaman işte şu siteye erişim engellendiği zaman insanlar daha çok merak edip, işte vtunnel, ktunnel gibi araçlarla veya opendns aracılığıyla veya başka türlü dns araçlarıyla zaten bu sitelere erişim içeriğini daha fazla çoğaltabilirler. Mesela, bir örnek vardı: Atatürkçü Düşünce Kulüplerinden bir tanesi Atatürk aleyhine yapılan bir siteyle ilgili mahkemeden erişimi engelleme kararı aldırtmış ve bir iş yaptıkları için de bunu kamuoyuna duyurmak istemişler. Demişler ki: “Şu, şu alan adındaki site için biz mahkemeye başvurduk ve erişimi engelleme kararı aldırdık” gibi bir haber yapmışlar. Bu haber de bir anda çoğaldı, bütün haber sitelerinde yayınlandı. O güne kadar o siteyi görmemiş bir sürü insan varken, sadece 200-300 kişi görmüşken, bir anda bunun haber olmasıyla erişim engellenmiş olmasına rağmen 500 000 kişinin görmesini sağlamışlar bu haberle. Şimdi Atatürk’ü korumuş mu oldunuz, yoksa başka türlü mü bir şey yapmış oldunuz? Hani iyi niyetliymiş gibi gözüküyor, ama bunun etkilerinden de bahsetmek lazım. Buna internet literatüründe straysent etkisi diyorlar. Ben bu straysent etkisini de konuşmalarımda çok kullanmaya çalışıyorum. Çünkü straysent etkisi denilen şey gizlemek istediğiniz, görünmesini istemediğiniz şeyin karşısında bir tedbir aldığınız zaman aslında daha çok kitleye ulaşabileceğiniz anlamına geliyor. Bu yönden de erişimi engellemeyi hiçbir zaman çözüm olarak değil, ben 5651’le ilgili bu yeni yapılan taslakta kesinlikle ve kesinlikle erişimi engelleme maddesinin tamamen kaldırılması taraftarıyım. Yani hiçbir şekilde işe yaramaz bir madde, ancak şu endişeyi de taşımıyor değilim: Erişimi engellemeyle şu an katalog 8, hatta sona eklenen 9 tane suç var. Bu 9 suç dışında eğer katalog suç olmazsa da bütün her türlü suçu buraya koyabilirler ve onunla ilgili kararlar alabilirler şeklinde bir endişe de açıkçası taşıyorum. Bunu engellemenin yöntemi hiçbir şekilde erişimi engelleme kararının verilemeyeceği yönünde olması gerektiği yönünde. Ben tekrar geliştikçe devam edeceğim.

Yrd. Doç. Dr. ELİF KÜZECİ- Biz de çok teşekkür ediyoruz. Buradaki sıkışıklık dolayısıyla ben kendime fazla bir yer bulamadım açıkçası, ama nasıl müdahale edeceğimi düşünüyordum. Gökhan Bey tam dakikası dakikasına süresine uyarak konuşmasını sonuçlandırdı. Şimdi bir diğer meslektaşımız Av. Mehmet Ali Köksal’a söz verelim.

Av. MEHMET ALİ KÖKSAL- Teşekkürler Sayın Başkan, merhabalar. Türkiye Bilişim Derneği Hukuk Çalışma Grubu başkanıyım. Yeni İstanbulluyum, bugüne kadar Ankara’da görevimi icra ediyordum. Mayıs itibariyle İstanbul’a geldim. 5651 sayılı Yasa doğru bir yasa mı diye sorulduğunda bana göre kesinlikle doğru bir yasa değil, bu yasa çok konuşuldu, İnternet Kurul Başkanımız Serhat Bey de burada, geçmişi çok fazla tartışmanın gereği yok, sorunları ortada, artık bunu herkes kabul ediyor. Peki, ama neyi değiştireceğiz ve nasıl değiştireceğiz noktasında bir şeyler, katkıda bulunalım denildiği için şunlar üzerinde durmamız gerektiğini düşünüyorum: Bakış açımızı bir kere değiştirmemiz gerekiyor. 5651 sayılı Yasa neyin yasası? Yani bu yasayla biz bilişimin, internetin düzenlenmesine yönelik servis sağlayıcıları, vesaire düzenlendiğimiz temel bir yasayı mı amaçlıyoruz, yoksa sadece katalog suçlardaki onlarla mücadele etmeyi mi amaçlıyoruz? Çünkü yasanın bir yerine baktığımızda amacına, kapsamına, 8. maddede bunu görüyorsunuz. Yani dar bir yasa, ama 9. maddeye baktığınızda ne alakası var, cevap ve düzeltme hakkı 8. maddedeki katalog suçlarla hiç ilgisi olmayan bir konu. Bu durumda cevap ve düzeltme hakkının yasadan çıkartılması gerekiyor. Cevap ve düzeltme hakkı eğer yasada kalacaksa ve bu yasa temel bir yasa haline gelecekse, o zaman da cevap ve düzeltme hakkının uygulanabilir şekilde yeniden düzenlenmesi gerekiyor. Bu konudaki önerilerin zaten Bilişim Derneği adına yazılı olarak göndereceğim için ve uzun ve teknik olduğu için şu an burada detayına girmeyeceğim, yasadaki temel sorunlardan bir diğeri de şu noktada toplanıyor: Biraz önce Gökhan ve arkadaşım da belirtti, bu yasada katalog suçları çıkarttığımızda acaba -Türk Ceza Kanununu kastederek söylediğini düşünüyorum- genel olarak bütün suçlar için erişimin engellenmesi kararı verilebilir mi? Evet, verilebilir diye düşünüyorum, ama bu yasa şuna engel değil mevcut haliyle ki, bunu uygulama gösterdi bize. Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ek 4. maddesinde özel hüküm var, erişimin engellenmesini oradan veriyorlar, ama HMK’da özel Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda özel hüküm olmadığı halde biraz önce konuştuğumuz Denizli kararı, vesaire birçok karar aslında kişilik haklarına saldırıdan dolayı veriliyor. Yani bu Türk Medeni Kanunu ve Borçlar Kanununun tazminatla ilgili maddeleri nedeniyle açılar davalar kapsamında, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ihtiyari tedbire ilişkin maddelerine dayanılarak veriliyor. O zaman bir de Terörle Mücadele Yasasındaki genel tedbir kapsamında veriliyor CMK’nın kaçıncı maddesi hatırlamıyorum, ilgili maddesine atıf yapıyorlar. O zaman bu yasa bu sorunu da çözmüyor, çözeceksek bu sorunu o anlamda yasayı genelleştirelim, ama bu sayılanlar dışında erişimin engellenmesi ya da içeriğin kaldırılması yaptırımının uygulanamayacağını açık şekilde yazalım.
Serhat Beyin söylediği Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı eliyle diğer kararlar da uygulansın ki, diğer mağduriyetler olmasın, kararı kimin verdiği, nerenin verdiği, nasıl uygulandığı belli olmuyor. Bu konudaki mağdurlardan biri de benim, Serhat Bey de belki hatırlar. Geçen seneydi yanlış hatırlamıyorsam, ben Google Apps kullanıyorum, Google Apps’e erişemiyorum. Telekomünikasyon İletişim Başkanlığında tanıdık arkadaşları aradım: “Bizimle ilgisi yok” diyorlar. Ttnet’i arıyorum, üst düzey yetkililerle görüşüyorum: “TİB’den geldi” diyorlar. Ben de zehir zemberek bir dilekçe yazdım, Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulundum. Lig TV’nin kararı çıktı, kararı veren de İstanbul’un Sulh Ceza Mahkemesi çıktı. Gerçekten de bu büyü bir sorun, yani kararı kim verdi, nerede verildi bu çözümlenemiyor, bulunamayabiliyor. TİB 2 günde buldu, 2 günde bulurken de gerçekten hani arada bir sürü insan olduğu için bu kadar araştırıldı. Yani iş gazetelere yansıdı, önemli bir site olduğu için, Google apps engellenmişti, tamamen kullananlar biliyorlar, yani kurumsal anlamda tüm sistemim orada, ben bir avukat olarak hiçbir sistemine bağlanamaz hale gelmiştim.
Neyse, bu tür sorunlardan da kurtulmak için eğer kararımızı verirsek ya bu yasayı tamamen daraltalım. Biraz önce söylendiği gibi ki, 8. maddeyi her halükarda daraltalım. Bu maddede beni devletin lisans satması asla ilgilendirmiyor, yani devlet lisans satıp da iddia oyununu daha fazla kârlı yapmak istiyorsa, bunun yeri burası değil, bu temel hak ve özgürlüklerle ilgili yasa. O yüzden o yasaya sonradan eklenen kısmın kesinlikle çıkartılması gerekir. Atatürk’le ilgili kısım Gökhan’ın anlattığı nedenlerle çıkartılması gerekiyor. O zaman biz bunu çok anlatmaya çalıştık Meclise, ama dinlemediler. Maalesef CHP’li çok da sevdiğim kişiler bu maddeyi koydurdu. Bu terse dönüyor, Atatürk’e de zarar veriyor. O yüzden Atatürk’le ilgili fıkra kesinlikle çıkmalı, diğer fıkraların tek tek üzerinden geçtiğimizde çoğunun çıkması gerektiği açıktır. Terörle ilgili bir şey konulmayacak, terörle ilgili tanımın standart hale getirilip getirilmeyeceği tartışılabilir. Evrensel suçlar karşısında bazı metinlerde terörü alıyorlar çünkü, ama terörle ilgili şeyde de bizim mahkemelerimiz çok geniş yorumluyorlar. Ciddi sıkıntılar var, o yüzden evrensel suçlar gibi bir şeyle gitmek doğru olmayabilir, ona dikkat etmemiz gerekiyor diye düşünüyorum.
Son bir konu önemli gördüğüm için toplu kullanım sağlayıcıyla ilgili çok ciddi bir sorun var. Biraz önce biraz geç girdim, Volkan Bey belki tam olarak o konuya değinmedi, orada konusu suç oluşturan içerik ibaresi var, yeni yasa tasarımızda mevcut hale, yani güncellenmemiş halinde de korunuyor. Konusu suç oluşturan içerikte ben de katılıyorum, hep bu örneği verdim. Örneğin, üniversitenin şu anda toplu kullanım sağlayıcı olarak ya da kamu dairelerinin toplu kullanım sağlayıcı olarak hiçbir gazetenin internet sitesine çıkış vermemesi gerekiyor. Çünkü hepsinin içerisinde konusu suç, yani hakaret suçunu oluşturan içerik var. bugün bunu yapmayarak bu suçu işliyorlar, çünkü kanunla sayılan suçları oluşturan içerik demiyor, konusu suç oluşturan içerik diyor. Amaç ve kapsamla böyle dar bir yorum yapmamız çok zor, o yüzden de konusu suç oluşturan içerik ibaresini ve buna benzer yine muğlak ifadelerin çıkartılması gerekiyor. 5651 sayılı Yasanın uygulama yönetmeliğine açtığım davada, özellikle tedbir adına açtığımız davada da belirttiğimiz gibi ne gibi benzer ifadelerini yasada kullanmaktan kaçınmamız gerekiyor? O çok büyük sıkıntılara neden oluyor, özellikle bu anlamda kastettiğim şu kişisel verileri ilgilendiren şey çok önemli olduğu için iki dakika istiyorum. Kişisel verileri ilgilendiren bazı bilgiler bu yasa kapsamında Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı tarafından toplanabilir. Bugüne kadar toplamadılar, o bir sorun değil. Başkanı da, internet dairesi başkanı çok yakından tanırım, çok düzgün insanlardır, hiç dert değil, ama yarın o kişiler gider, siz gidersiniz, başkası gelir ve çok ciddi şekilde biz de internette neler yaptık teker teker toplanır ve kişilerin hakkında yarın birileri bir konuşmaya başlar. Bu çok ciddi bir risk, o yüzden bu tür risklere sebebiyet verecek ve kişisel verileri ilgilendiren yönünde internet trafiğinin uygulamasını ilgilendiren bölümdeki benzer ibarelerin çıkartılıp, yasada tek tek hangi bilgilerin toplanacağının sayılması ve sınırının çizilmesi yönetmelikte de detaylarının gösterilmesi gerekiyor. Çünkü yönetmeliği açıyorsunuz, yönetmelikte de benzer Telekomünikasyon İletişim Başkanlığının isteyeceği diğer bilgiler diyor. Telekomünikasyon İletişim Başkanlığının yazısına bakıyorsunuz, aşağıdaki bilgilerde isteyeceğimiz yer diyor. Bunun sonu yok, yani o bilgiler çoğalıyor. Çok teşekkür ediyorum.

Yrd. Doç. Dr. ELİF KÜZECİ- Biz teşekkür ederiz. Tartışma bölümünde özellikle bu erişimi engelleme kararlarına konu olan katalog suçlar, bunların genişliği Mehmet Ali Beyin de, Gökhan Beyin de, sabahki oturumdaki konuşmacıların da dile getirdiği konuları özel olarak tartışmamız gerektiğini ben de düşünüyorum. Bu noktada özellikle ilgilendiğim kişisel verilerin korunması konusuna ilişkin benim de birkaç ek eleştiri sunma isteğim var, onu da sonraya erteliyorum.
Şimdi bir diğer meslektaşımıza, Av. Sertel Şıracı’ya sözü bırakıyorum. İstanbul Barosu Gelişim Hukuku Merkezinden kendileri.

Av. SERTEL ŞIRACI- Merhabalar. İstanbul Barosu Bilişim Kurulu Merkez üyesiyim. Şimdiye kadar birçok söylenecek konular söylendi, ama ben daha böyle detaylı bir şeyler söyleyeyim. En azından paylaşılmış olsun, kimsenin önüne geçmiş olmayayım bu hususta. Aslında şu bir gerçek, biz bir internet sitesi, bir haber sitesinde bir yorumla ilgili bir yargılama yapıldığı zaman biz hep şunu savunduk. Evet, kanunda yer almıyor, ama aslında bu da yer sağlayıcı gibidir denildi. Hatta bazı kurumsal bu tip firmalar da gitti yer sağlayıcı belgesi aldı. Hiç olmazsa hâkim sorarsa öyle bir şekilde kendilerini savunmak için yaptılar bunu. Fakat yine hazırlanan bu yeni taslakta ortam sağlayıcılık diyelim demiştik buna, ama burada ortam sağlayıcılık konusu tekrar düzenlenmediği görülüyor. Acaba biz burada yer sağlayıcı olarak algılamaya devam mı etmeliyiz? Eğer böyle algılayacaksak da burada onların birer belge alması gerektiği bahsediliyor. O zaman bu sitelerin her birine içerik, başka içeriklerini barındıran web2.0 ya da blog tarzı her sitenin ya da haberlerin altında yorum yapan her sitenin bu şekilde belge mi alması gerekecek? Bu noktada tekrar belki ya içerik sağlayıcı yeni bir kalem açılıp bu tanımlanabilir veya yer sağlayıcı, ortam sağlayıcılık konusu tekrar da tanımlanabilir diye düşünüyorum.
Yine bu bahis konusu var mesela, yine işte ihbar web sitesinde ki, kurumun kendisi de siz ona ihbar ediyorsunuz. Dikkat ederseniz orada artık bahis yok, yani şu an uygulamada da az önce söylendiği gibi de lisans satacağım diye burada böyle bir şeyin engellemesinin yapıldığını görüyoruz, ama dikkat ederseniz kurum zaten kendiliğinden bahis mevzusunu çıkartmış durumda. Belki bunu kabul edebilirler, bu kanun … zaten bahis konusu çıkabilir diye düşünüyorum. Çünkü zaten devletin kendisi ve lisans vermiş olduğu şirketler zaten bu işi yapıyor halihazırda, o yüzden bunu engellemeye de yani Ceza Kanunu anlamında çok makul, mantıklı olduğunu da düşünmüyorum açıkçası.
Bu toplu kullanım konusu gerçekten problem, az önce Mehmet Beyin dikkat çektiği husustan başka bir şey daha var ki, yani burada eğer bizim burada anlamamız gereken bir internet kafe kavramıysa ve bunlar yani bu arkadaşlarımız kendilerini taraf addettiğine göre demek bizim burada bunu internet kafe olarak anlamamız gerekiyor, mevzuata da bu şekilde geçsin. Yani kâr amacı gütsün ya da gütmesin dediğimiz noktadan itibaren belki de bir gazeteye, bir üniversite ne varsa hepimiz bu işin içerisine girebiliriz ve bu bizim için problem haline dönüşecektir diye düşünüyorum. Hani kim şikâyet eder bilmiyorum, o başka mesele, ama yine burada mevzuatta yer alıp aslında şikâyete konu olmayan işte her site sahibinin, içerik sağlayıcının kendi adresini oraya yazması gerektiği hususu var burada. İlk başta bu tabii anonimlik hususunu engellediği düşünüldüğü için biraz eleştirilmişti, ama burada elektronik posta olarak düzenlenmesiyle isterse kişi gerçek ismini yazmadan böyle bir çözüm üretebilir diye düşünüldü galiba burada. Bu 8. madde konusu işletilsin gerçekten de, böylece bütün paralel evren dediğimiz bilişim esasında olan bütün hakaret, vesaire hepsi oraya girsin, biz de hiç gerek kalmasın mahkemelere ve baş … çözülsün ki, böylelikle orada yer alan 8-9 tane maddenin hepsi gündeme gelsin ya da daraltılsın. Tabii ki hepimiz daraltılmasından yanayız ve bu daraltılma hususunda da yani kamuya karşı işlenen suçlar hiç olmazsa başkanlığa verilsin ki, devlet kendisini korumaya çalışıyor diye düşünelim. Burada geri kalan işte hani yine zaten mevzuat açık ve aslında hiç böyle mevzuatlara gerek yok. Eğer siz bir şeyi ihlal ettiğini düşünüyorsanız gidersiniz, taraf addediyorsanız kendinizi, mahkeme dilekçenizi verirsiniz, konusuna göre ya hukuk mahkemesi, ya ceza mahkemesine mahkeme isterse tedbiren engellemeye karar verir ya da vermez başka bir konu, ama sonuçta nereden kaynağını aldığını daha bilmediğimiz filtre konusunu tartışırken bir de kurumun kendiliğinden böyle bir Anayasa dayanağı, hiçbir dayanağı olmayan bir kuruma böyle bir yetki vermiş oluyoruz ve bunun altyapısını sağlıyoruz.
Şimdi bu filtre nereden alınıyor? Filtreyi yönetmelik bakın, bu aslında kanun daha üstün bir şeyden bahsederken orada denilen şu: “Standart tarifedeyseniz eğer, standart addediyorsanız kendinizi hâlihazırdaki uygulamadır” şeklinde bir durumumuz var. Hâlihazırda uygulama aslında bu, 5651 eğer bu hâlihazırdaki uygulamaysa da fitre aslında bu işin içerisine girmiş oluyor. Bunun buna göre düzenlenmesi lazım. 9. madde tekrar düzenlenmiş, ama burada işte Markalar Kanunu, FSEK, vesaire bunun içine konulmuş, ama eğer bunlarla erişim engellenemez denilmiş durumda. Bununla erişim engellensin, engellenmesin hususuna gelince, aslında kısmen de biraz erişimin engellenmesi lazım. Siz sonuçta bir dava açıyorsunuz, sitenin içeriğinin suç olduğunu düşünüyorsunuz. O sitenin içeriğinin tamamen sizin hakkınızı ihlal ettiğinizi düşünüyorsunuz ve bir mahkemeyle, Türk mahkemesinin de böyle bir hususta evet, bir madde ihlali görüyorsa, bir haksız rekabet görüyorsa, o sitenin bunun unsuru olduğuna göre nasıl bir kanalı yönetiyorsanız da, o siteyi de bir şekilde kapatmanız gerekiyor. Evet, site yurtdışındaysa filtre koymanız, yapabileceğiniz çok bir şey yok. Sonuçta bu yurtdışı firmasıdır, hani sadece engellemiş olursunuz, sonucu verir-vermez, o zaman da ican’e gidersiniz, alan adını almaya çalışırız, bir şeyler yaparsınız, bir şeyle kapatırsınız. Burada avukata düşüyor iş, başka mesele, ama sonuçta sansür olmasının sebebi bu hususta bu filtreyi takan devlet olunca buna biz sansür diyoruz. Bu filtreyi takan adalet olunca, adli merci olunca, bir hak ve hukuk tartışması meydana geliyorsa, bu eğer site erişime engellenebiliyorsa da bunun da ihtimalinin olması gerektiğini düşünüyorum açıkçası, ama kesinlikle bu erişimi engelleyen Başkanlık olmamalı. Yani burada en azından bunu adli bir merciin yerine getirmesi lazım.
Başka söylemem gereken bir de şöyle bir şeye dikkat edilmesi lazımdı: Ortam sağlayıcının gerçekten tanımlanması gerekiyor. Çünkü çok büyük web siteleri var, çok büyük forum siteleri var. Bunlar artık kamuya mal olmuş, 1 milyon-2 milyon kullanıcısı olan siteler var ve bu sitelerin içerisinde bilgi üretiliyor. Siz bu siteye erişimi engellediğiniz andan itibaren aslında 1 milyon kişinin hem hakkını engellemiş olursunuz, hem benim ziyaretçi olarak hakkımı engellemek gibi, bilgiye ulaşma hürriyetimi engellediğiniz gibi, aynı zamanda bu içeriği üreten içerideki kişinin, 1 milyon kişinin hakkını aynı anda engellemiş oluyorsunuz ki, bu blog barındıran siteler için, Türk blog siteleri için de bunu söyleyebiliriz bu noktada, böyle bakarsak konuya aslında kamuya ait olan bir ortam sağlayıcı sağlayan yerlerin kamuya ait olduğunu dikkate almak gerektiğini düşünüyorum bu hususta.
Demin 9. maddedeki bu düzenleme mahkemeye gidilir, mahkemenin vermiş olduğu karar sonucu erişime, ama hiçbir şekilde erişeme engellenemez dediğimiz noktada şöyle bir tartışma başlayacaktır: Yine 556 geçtiği için markayla ilgili bir dava açtınız, sitenin içerisinde markanızı ihlal eden haksız rekabet her neyse bir içerik var. Siz bununla ilgili gittiniz mahkemeden karar istediniz ve tedbir talebinde bulundunuz. Tedbir talebi istediğiniz zaman o işte mal toplatmaktan başlar, her şeye kadar gider bu iş. Peki, burada bu kişinin tüketiciyi aldattığı yer bu alan adı olduğuna göre ve mahkeme burada tedbir kararı vermek isteyecektir. Bu tedbir kararını verdiği zaman 556.1’deki bu mevzuatta bu yer aldığı için bu sefer İletişim Dairesi Başkanı diyecektir ki: “Senin vermiş olduğun kararları uygulayamam, çünkü 5651 var, ben bunu engelleyemem” FSEK konusunda da ek madde yapılmıştı. İşte bu Digiturk konusunda, bilmiş olduğunuz konudur bu zaten, yine engelleme kararı vermeyeceksiniz, çünkü burada böyle bir şey yer alıyor. Yani sen bunu engelleyemezsin dediğiniz için bu noktada tabii adli mercileri ne kadar sağlayacaktır başka bir konu, ama sonuçta bir hâkimin vermiş olduğu bir karar varsa, erişim engellenebilir uygun görüyorsa da o engellenmelidir. Zaten şu an bu özel hukuka girdiği için de sansür olarak da alınacağını düşünmüyorum. Teşekkür ederim.

Yrd. Doç. Dr. ELİF KÜZECİ- Biz teşekkür ediyoruz. Şimdi bu oturumun son konuşmacısına sözü vermek istiyorum. 5651 sayılı Yasanın 7. maddesi çerçevesinde toplu kullanım sağlayıcılarının yükümlülükleri yer alıyor. Onun dışında ticari amaçlı, ticari amaçlı olmayanlar, yeni taslak bunların hepsi tartışılıyor, ama siz çok ciddi sıkıntılar yaşıyorsunuz bildiğimiz kadarıyla. 10 dakika içerisinde özetleyebilirseniz çok memnun olacağız.

METİN BALTAOĞLU- Çok teşekkür ederim, sağ olun. Bu kadar değerli avukat arkadaşımın yanında aslında bu konuyu ele almak gerçekten çok zor, sizin gibi değerli konukların arasında da bildiğim kadarıyla hukukçular, bürokratlar var. Aslında bu konuyu benim dile getirmem bu noktada da çok önemli. Çünkü 12 yıldır internet kafe işletmeciliği yapıyorum, 1,5 yıldır İstanbul İnternet Kafeleri Esnaf Odası Başkanıyım. Bu 12 senelik süreç içerisinde ve odada yaşadığımız, gördüğümüz olayları değerlendirdiğimizde sıkıntıların asıl kaynağına inme noktasında bizden faydalanabileceğini düşünüyorum.
Şimdi konu gerçekten çok geniş, ama tabii ben burada sadece ele almak istediğimiz 7. madde çerçevesinde hocamızın da söylediği gibi internet kafelerinin yükümlülükleri. Şimdi yasa elbette ki gerekli, düzenlenmeyen bir ortamda, düzeni olmayan, belli bir kuralları oturtturulmayan bir ortamda kaos olması gayet normal. İnternet de bunlardan bir tanesi, ülkemize ilk girdiği yıllarda hiçbir yasa, hiçbir yönetmelik hiçbir kurala bağlanmamıştı ve tabiatıyla bu yeni teknolojinin kullanımını da internet kafeleri ortaya çıkarttı. İnsanlar buralarda internete girmeye başladılar ve yaklaşık 4-5 sene kadar hiçbir kural, hiçbir nizama uymadan bir erişim sağlayıcı vazifesi gördüler.
Şimdi tabii bu noktada bazı sıkıntılar da çıktı ortaya ve medyamız maalesef bu sıkıntıları öyle bir noktadan ele aldı ki, sanki bu sıkıntıların kaynağı internet kafelermiş gibi gösterildi. 2003 yılına kadar pek çok olay yaşadık. İşte iki öğrencimiz bir okulun üstüne çıktılar, el ele tutuşup atladılar, olay satanizme bağlandı ve internet kafelere bağlandı, internete bağlandı. Akabinde yine aynı okulun öğrencisi zannediyorum intihar etti, aynı şekilde olay internet kafelere bağlandı. Bir gencin cesedini buldular, yarı vaziyette toprağa gömülmüş, olay gene internet kafelere bağlandı, satanizm konusuydu. İnternet kafe olgusu bir anda ilk başlarda iyi olarak gösterilirken bir anda sanki çok kötü bir şeymiş gibi ortaya çıktı. 2000 senesinde bizimle alakalı sadece internet kafeleri bağlayan birtakım kurallar Saadettin Tantan Genelgesi adı altında, daha doğrusu bizim öyle tabir ettiğimiz Tantan imzalı, Sayın Saadettin Tantan imzalı genelgeyle ortaya çıktı ve bu genelge şartlarıyla internet kafelerde internetin doğası gereği yapılması gereken her şey yasaklandı.
Şimdi biliyorsunuz bizim ülkemizde böyle bir şey var. Başa çıkamıyorsanız, kontrol edemiyorsanız, denetleyemiyorsanız yasakla gitsin, kurtul. En rahatı, en temizi bu, bu yapıldı. Tabii ben tam da bu dönem benim benim internet kafeciliğe başladığım dönemdi ve 3 yıl bir anda hasbelkader girdiğim bir meslekte öyle zulümlere maruz kaldım ki, hak arama noktasında gelmek gibi bir durum ortaya çıktı. Yani hakkımı arayacağız, neden ben bu zulme maruz kalıyorum, neden bu işkenceye maruz kalıyorum noktasına geldik. Çok fazla da zamanım yok tabii ki, çok hızlı geçeyim. 2003 senesine geldiğimizde bu genelgenin değiştirilmesini sağladık bir şekilde bir dernek çatısı altında. 2006 senesine geldiğimizde gene bu genelgenin içinde tabii bazı kurallarımız vardı, filtre mesela, kullanılması ilk defa o dönemde gündeme geldi. Fakat 2006 yılına kadar gene bu kanun maddesi diyelim, genelge maddesi, ama kanun diyelim, kural diyelim, bu kuralları denetleyecek mekanizma, bilirkişi, bilgili kişi olmadığı için bu kurallar gene uygulanmadı. 2006 senesinde çocuk pornosunun ortaya çıkması işte 5651’in asıl müsebbibi olarak karşımızda duruyor. 2006 senesi içerisinde 43 maddelik bir yasa maddesi vardı. Biz o zamanlar gene bunları oturmuş konuşuyorduk, bu yasa aslında 5651’in ağabeyi niteliğindedir ve bu yasa 2007 içerisinde 8 maddeye düşürülüp çok hızlı bir şekilde çıkartıldı, ortaya çıktı.
Peki, ne oldu? Kendi açımızdan bakıyorum, ya 176 sayılı genelgenin içinde ne varsa bizimle alakalı, bu ilgili yasayla hazırlanan yönetmeliğin içerisinde de aşağı yukarı onlar var, bir 5. maddedeki fazlalıklar var. Cyber … kullanmak, log kaydı tutmak, filtre yazılım kullanmak, vesaire gibi. Uygulamaya dönüp baktığımızda ne oldu? Değişen hiçbir şey olmadı. Bize denetlemeci geliyor, blog kaydına bakacak, blogların imzalanıp imzalanmadığına bakacak, yerini bilmiyor, nasıl imzalanacağını bilmiyor. Biz de bu bilgisiz denetimler sonucunda, bu niteliksiz denetimler sonucunda bu yasada yazan 3 000 lirayla 15 000 lira arasında para cezalarına çarptırılıyoruz. Bu sebeple bu yasadaki bu cezaların çok yüksek olduğunu söylemek zorundayım.
Bugün internet kafelerin yüzde 70’i, yüzde 60’ının geliri 3 000 liranın üstünde değildir. Aylık net cirosudur bu, siz aylık net cirosu 3 000 lira olan bir internet kafeye niteliksiz denetim sonucunda haksız yere 3 000 lira para cezası yazarsanız o işletmeyi batırırsınız. Anayasaya aykırıdır diye düşünüyorum. Çalışma hakkına, çalışma özgürlüğüne aykırıdır diye düşünüyorum. Dolayısıyla bu para cezalarının düzenlenirken çok dikkatli ele alınması gerekiyor.
Son olarak şunu belirteyim: Şu konusu suç oluşturan içeriklere erişimi engelleyici tedbirleri almak. Tamam, bu ucu açık, o kadar açık ki, her yere gidiyor. Denetimci geliyor, bizi denetliyor. Mesela, siz, siz denetimcisiniz, siz sağcısınız, siz solcusunuz çok açık söylüyorum, siz dindarsınız, siz ateistsiniz. Her denetimci konusu suç oluşturan içeriği farklı algılıyor, kendisi yorumluyor. Böyle bir şey yok, yasada ucu açık tanımlanmamış, ölçüsü çizilmemiş bir kavram olamaz diye düşünüyorum. Hukukçu değilim, ama böyle bir şey olamaz. Eğer böyle bir şey olursa, bu denetlemeci gelir, sol sitelere ceza yazar. Bunları yaşadık biz, hâlâ da yaşıyoruz. Bir diğer denetleyici gelir, sağ sitelere, öbürkü ve bunun sonu gelmez ve bu ülkede binlerce esnaf bu yüzden kepenk kapatmak zorunda kaldı. Yıllardır bu yaşanıyor, sesimizi duyuramıyoruz, kimse bizi dinlemiyor. İnternet kafeciliği zaten medya sağ olsun, onların sayesinde internet kafeler hakkında da bir kötü algılama, kötü yerler, pornocu bunlar, kumarcı bunlar, terörist yatağı şeklinde bir algılama oluştu ve sokaktan geçen vatandaş belki sizler değil, ama sokaktan geçen vatandaş çocuklarımızın anneleri bize bu gözle bakıyor. Oysa buralar çok daha farklı değerlendirilebilirdi, buralarda 800 000 adet bilgisayar var, 10 yıldır bu bilgisayarlar heba ediliyor. Bunlar eğitim için kullanılabilecekken, eğitim amaçlı kullanılabilecekken, yönlendirildiğinde çok faydalı mekanlar haline dönüştürülebilecekken maalesef buralar heba ediliyor.
Şunu da belirteyim, şu katalog suçlar konusunda bunun içinde söylediğim zaman bana çok kızıyorlar, herkes kafasını çeviriyor. Neden terör içerikli suçları koymadınız? Şimdi Türkiye’nin dört bir yanında internet kafeler var, doğuda da internet kafeler var. Ben konuşuyorum arkadaşlarımla, arkadaşım diyor ki bana: “Ağabey ne yapayım? Yandım ben” “Neden yandın arkadaşım” diyorum. “Bizim burada şu şu kişi var, geliyor, niye bu siteye girilmiyor diye bana kızıyor, beni tehdit ediyor. Jandarma geliyor, bu siteye girerse seni kapatırım diyor. Ben ekmek parasındayım, ne yapacağımı şaşırdım, ne yapayım ben” diyor. Şimdi ne yaptık böyle olunca? Benim bir zamanlar bir filtre yazılımım vardı kafe içerisinde ürettiğimiz, kendimiz internet kafelere dağıttığımız. Bir gün terör içerikli olduğunu düşündüğüm bir siteyi kapattık. Bu siteden çok kafe ceza alıyordu ve bir gün bir baktım internet kafeme iki tane genç arkadaş gelmiş, beni arıyorlar. “Buyurun” dedim. “Biz falanca sitenin sahibiyiz, siz bizi niye kapattınız, sizinmiş bu program” dediler. Durdum, kaldım. Biz sizi niye kapattık acaba? “Biz yasalız, biz legaliz, bizim hiçbir şeyimiz yok, siz bizi hangi hakla kapatıyorsunuz” dediler. O gün arkadaşları teselli ettim, anlattım. Biz bu sizin siteniz yüzünden çok zararlar gördük, çok cezalar aldık. Biz sizin gibiyiz, sizden farklı değiliz diye teselli ettik, gönderdik. Fakat o gün anladım ki, bu site kapatma işi bizim işimiz değil, bizim işimiz olamazdı, ama bu site kapatma işi öyle bir yerden yapılmalı ki, yapılacaksa, yapıldığı takdirde en üst noktadan olmalı. Suyun akmaya başladığı noktadan olmalı, ama öz denetime de açık olmalı. Yani bunu dileyen herkes denetleyebilmeli ki, işte bu sansür dediğimiz olgu oluşmasın, ama etkili bir filtreleme sistemi olsun. Çok teşekkür ederim.
Bunun haricinde Av. Gökhan Bey de aslında odamızın hukuk müşavirliğini yürütüyor, çok çok sağ olsun, görüyor ne olduğunu. Ülkemizin hukuk sisteminden de biz şikâyetçiyiz. Yanlış anlaşılmasın, aranızda vardır hâkimimiz, savcımız, onlardan da şikayetçiyiz. Şunu söylemeye çalışıyorum: Bir konu hakkında bir internet kafemiz bir ceza alıyor. Aynı konu hakkında aynı ölçülerde, aynı şekillerde hocalarım siz de çok iyi biliyorsunuz, bir başka arkadaşımız daha ceza alıyor. İkisini de idari mahkemeye götürüyoruz ve aldığımız sonuç biri ceza iptal ediliyor, biri iptal edilmiyor. Bu nasıl bir hukuk? Bunu birisi bana Allah aşkına anlatsın. Böyle bir şey nasıl olabiliyor? Sonra biz burada oturmuşuz yasa yazıyoruz, tartışıyoruz. Altta bu şekilde uygulanacaksa, bunun ne anlamı kaldı? Temellerin sağlam atılması lazım, önce temelleri iyi oluşturacağız ki, üstüne yaptığımız bina sağlam bir şekilde dursun. Yoksa biz burada bunu ne kadar konuşsak, ne kadar tartışsak, ne kadar üzerinde kafa yorsak bana hepsi boşuna gibi geliyor. Benim söyleyeceklerim bu kadar, aslında söyleyecek çok şey var, anlatacak çok şey var, ama hem zaman kısıtlı, hem de ben gözlüklerimi unutmuşum, burada hiçbir şey okuyamıyorum. Çok teşekkür ediyorum, çok sağ olun. (Alkışlar)

Yrd. Doç. Dr. ELİF KÜZECİ- Biz de Metin Baltaoğlu’na teşekkür ediyoruz. Çok sıkıntıları olduğunu biliyoruz. Bir kısmını dile getirme fırsatı buldunuz en azından, ama belki konuşmacıların sunumlarında da değinilmiş olan bir hususun altını çizmek lazım. Genel olarak bu düzenlemelere ve 5651 sayılı Yasaya özel olarak baktığımız zaman sorun birden fazla aslında, yasanın içerisindeki çeşitli hükümlere ve bunların kapsamlarına ilişkin bazı sorunlarla karşı karşıyayız, ama aynı zamanda uygulamada da sorunlar olduğunu görüyoruz. Bu sadece bu yasayla ilgili değil, bu noktada objektif tarafsız oturum başkanlığı görevini bir kenara bırakıp, çok kısaca, çok gerçekten kısaca kendi görüşümü söylemek istiyorum.
İnternete erişim de bir temel insan hakkı ve maalesef ki, uygulamada aslında geçerli olan temel ilkenin bazen göz ardı edilebildiğini gözlemliyoruz. Bu konuda da öyle, o ilkede temel hak ve özgürlükler söz konusu olduğunda özgürlük kural sınırlamanın istisna olması gerekir. Bu yasanın içerisinde yer alan ya da başka düzenlemelerde yer alan hükümleri incelerken aslında hep akılda tutulması gereken ilke bu, ama her zaman maalesef ki dikkate alınmayabiliyor. Bunun yanında ben konuşmamın, oturumun başında da söylediğim gibi bir sıkıntı olduğunun farkındayım hem havalandırmaya ilişkin, kendim de burada hakkımı kötüye kullanmak istemiyorum, sadece şunu söylemek istiyorum: Yasanın çeşitli hükümlerine dair önceki oturumda da, bu oturumda da çeşitli eleştiriler geldi. Taslak da belirli oranda eleştirildi, ama bunun dışında ben genel gerekçede ve kabul ediliş prensibinde de bir sıkıntı olduğunu düşünüyorum ya da belki bizdeki bir zayıflığı, bir sorunu, demokrasiye dair bir sorunu gösterdiğini işaret ettiğini düşünüyorum. Bu ise şu: İnternet Kurulunun hazırladığı genel gerekçede de, daha önce 5651 sayılı Yasanın kabul ediliş sürecinde de hep söylenilen çocukların ve gençlerin korunması, amacın bu olduğu söyleniyor. Çocukların korunması tabii ki ilk başta kendi ebeveynlerinin sorumluluğunda, bunu gerçekleştiremedikleri durumda zaten bazı hukuki yaptırımlarla da karşılaşabiliyorlar. Çocukların korunmasını elbette ki isteriz, ama burada bir dayatmacı düşüncenin prensipte benimsenmemiş olması gerekiyor gibi geliyor bana ve bu noktada da aslında demokrasimize dair bir soruna işaret ediyor belki derken şunu da söylemek gerekir: İnternet ilk ortaya çıktığı günden beri tartışılan iki temel hak var. İnternetle ilişkili olarak en çok tartışılan biri düşünceyi açıklama özgürlüğü, biri özel yaşamın gizliliği hakkı. Düşünceyi açıklama özgürlüğü açısından sınırsız bir özgürlük alanı tanıyor deniliyordu. Öyle olmadığı zaman içerisinde anlaşıldı. Özel yaşamın gizliliğindeyse birtakım müdahaleler gelebiliyor. Bu noktada benim bizim demokrasimiz açısından değerlendirdiğim husus şu: Çocukların ve gençlerin korunması düşüncesiyle, bu ilkeden hareketle 5651 sayılı bir Yasa kabul ediliyor. İşte bunun değiştirilmesi gündeme geliyor yine aynı amaçla. Bu amacın tabii ki iyi niyetli olduğunu düşünüyoruz, ama sonuçta uygulamada bunu aşan bazı sınırlamalarla karşılaşıyoruz. Öte yandan aynı çocuklar, aynı gençler sanal ortamda veri tabanlarında kendi kişilikleri ve ileriki yaşamlarını etkileyebilecek çok özel bilgilerle de bulunuyorlar. Fakat Türkiye’de yıllardır gündemde olan ve bir türlü çıkartılamayan bir Kişisel Verilerin Korunması Yasası var. Aynı çocuklar ve gençler ve sadece onlar değil, onun dışındaki tüm yurttaşların aslında kişisel verilerinin de korunması gerekiyor, ama bu konu göz ardı ediliyor. İkisine birden bakınca demokrasinin temeli insan hakları olduğuna göre bir çelişki de ister istemez dikkat çekiyor diye düşünüyorum. Bu konuya da dediğim gibi sizin sabrınıza sığınarak çok kısaca değinmek istedim.
Şimdi benim düşüncem şu: Makul olduğunu zannediyorum, birkaç soru alalım tabii, ama soru-cevap bölümünü çok uzun tutmayalım. Çünkü ondan sonra raportör maalesef ki bana getirilen bilgiye göre Prof. Dr. Yaman Akdeniz katılamayacakmış, ama çok çok değerli bir avukat meslektaşımız Taner Sevim Bey bu görevi üstlendiler. Kendisi bugünkü konuşmaların bir raporunu bizlere sunacak ve ondan sonra da zaten tartışma imkânımız olacak. Dolayısıyla bu sizlerin eleştiri, görüş ve yorumlarınıza vakit ayırmadığımız anlamına gelmiyor. Aradan sonra her ne kadar teknik eksikleri olsa da sınırsız bir şekilde bu salon bize ait, ben belli bir noktada sınırlandırmaya çalışacağım, ama sizin katılımınız devam ederse dediğim gibi uzun uzun tartışma imkânı da bulabileceğiz.
Şimdi bir ya da iki soru net bir şekilde alabiliriz, ondan sonra.

SALONDAN- Metin Bey … söyleyebildim dedi. Eğer eksik bir şeyler varsa onun biz bekliyoruz görüşlerini, mutlaka burada eksik kalmış olanlar varsa.

METİN BALTAOĞLU- Şimdi internet kafelerin birebir yaşadığı sorunların yüzde biri bu ama tabii bu konuda eğer 5651’le alakalı, … alakalı aslında ben mailinizi de aldım. Fakat odamızın içerisinde o kadar çok problem yaşıyoruz ki, her gün bir internet kafenin dilekçesi yazılıyor. Bu ceza almış olabiliyor, belediyeyle sıkıntı yaşamış olabiliyor, ruhsatından sıkıntı olabiliyor. Bu odanın içerisinde bunlarla uğraşmaktan dönüp, sizin göndermiş olduğunuz yasa taslağı üzerinde.

SALONDAN- Bu fırsatı kaçırmayın, çünkü bir haftalık bir süremiz kaldı. Devamında Bilgi Üniversitesinde geniş katılımlı bir toplantı yapacağız. Elinize gelmiş, bu görüşleri aldıktan sonraki revize edilmiş halini tekrar orada bir tartışabileceğiz, ama çok geç kalırsak, fırsatı harcamayalım.

METİN BALTAOĞLU- Şöyle ifade edeyim: Sonuçta bu internet kafelerle alakalı çok fazla bir kısıt bu yasaya girmeyecek, bu açık ve net. Avukat arkadaşımız Sertaç Bey aslında biraz önce bir şey söyledi: “Ticari amaçlı, ticari amaçlı olmayan toplu kullanım sağlayıcılar birbirinden ayrılsın” dedi. Şimdi burada bizim bir sıkıntımız var. Nedir bu? Bugün Mc Donald’slarda, Starbucks Kafelerde, vesaire yerlerde kamuya açık, herkese açık internet bağlantısı sağlanıyor ve bunun ticari amaçlı olmadığı söyleniyor. Aslında tamamen tam tersi, bu bir ticari amaçlı girişimdir. Şimdi bunun bu yasaya bir şekilde işlenmesi lazım, bunun nasıl işleneceğini hukukçularımız daha iyi bilir. Aksi takdirde çünkü bunun mantığını açıklamama gerek var mı bilmiyorum uzun uzun, bunun buna işlenmesi gerektiğini düşünüyoruz.
Sonuç itibariyle bununla ilgili biz de görüşümüzü bildireceğiz, bir de bu konusu suç oluşturan içeriklerle terör faaliyetlerinin bu yasanın kapsamına girmesi. Bundan çok sıkıntı çekiyoruz, ciddi sıkıntı çekiyoruz. Neden korkuluyor? Madem terör bir suç, bunun içinde neden yer almıyor, nedir bu çekince?

SALONDAN- Metin Bey, kısaca onu söylemek istedim. Burada eleştirilen kısımları da mail olarak bekliyoruz, görüş olarak bekliyoruz. Zaten Gökhan Bey de mutlaka katkıda bulunacaktır. O görüşlerin de yer alabileceğini düşünüyorum. Bir tek bilgi vereyim: Bugün iki görüş daha geldi. Belki web sayfasından takip edebiliyorsunuzdur. Türkiye Bilişim Vakfı ve Türkiye Bilişim Sanayicileri Derneği de tekrar görüş gönderdiler, onlar da yayınlara girdi şu anda.

Yrd. Doç. Dr. ELİF KÜZECİ- Size söz vermedim, siz önce istediniz zannediyorum.

Av. MAHMUT TANAL (CHP İstanbul Milletvekili)- Teşekkür ederim Başkanım. Değerli meslektaşlarım, ben İstanbul Cumhuriyet Halk Partisi milletvekiliyim, meslektaşınızım, teşekkür ederim, çok verimli oldu. Değerli Metin Beyle biz kendi kendimize anlatıyoruz, ama ben burada epey notlarımı aldım. Bu anlamda gerçekten önemli bir toplantı oldu. Yalnız 12 Eylül 2010 tarihinde Anayasa referandumuyla ilgili Anayasanın 20/3. maddesi uyarınca üyelerinin korunmasına yönelik Anayasaya hüküm geldiği halde, bugüne kadar sayın siyasal iktidar sadece ve sadece ihtiyacı olan Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulunun ve Anayasa Mahkemesinin düzenlemesine ilişkin kanun yapıldı, ancak kanunla, yani anayasayla getirilip kanuna bırakılan hiçbir düzenleme yapılmadı, bunun da üzerinde durulmuyor. Yani biz bu olayın takipçisiyiz, gerçekten verilerin korunması sorun.
İkinci olarak değerli Metin Bey şunu söyledi: Efendim, sağ görüşlü ayrı, sol görüşlü ayrı, benim sizden istirhamım ben aynı zamanda İnsan Hakları Komisyonu üyesiyim. Sizden bu raporları tek tek istiyorum, takipçisi olmaya hazırım. Teşekkür ederim.

METİN BALTAOĞLU- Çok teşekkür ederim, konuşalım.

Yrd. Doç. Dr. ELİF KÜZECİ- Çok teşekkürler. Söz isteyen kişileri görüyorum. Bundan sonraki tartışma bölümünde kendilerine öncelikli olarak söz vereceğimi taahhüt ediyorum. 15 dakika ara yaptıktan sonra hep beraber tartışmamız uygun olacak. Tekrar çok teşekkürler.

ARA VERİLDİ

TANER SEVİM- Tekrar merhaba. 5651 sayılı Yasa taslağı değerlendirme toplantısına katılımlarınızdan dolayı İstanbul Barosu Bilişim Hukuku Merkezi adına sizlere teşekkür ediyorum. Değerli görüşlerinizi de biraz sonra alacağız. Bu toplantının amacı Internet Kurulu tarafından hazırlanmış bir taslağın son haline getirilmesi, uygun hale getirilmesini amaçlamakta. 5651 sayılı Yasa yürürlüğe girdiği ilk günden beri eleştiri oklarının hedefi olmuş vaziyette, benim fakülte hayatımı da katarsak 30 yıllık hukukçuluk hayatımın içerisinde belki de en fazla eleştiri aldığını gördüğüm bir kanun, dolayısıyla bu kadar eleştiriye maruz kaldığına göre de toplumu irite eden bir yanı olduğu kesin. Bu konuda radikal görüşler olmakla birlikte, ama çok büyük bir çoğunluğun ortak paydaları mevcut, dolayısıyla bu bizim için önümüzde önemli bir dönem. İnternet Kurulu bu konuda önemli bir adım attı, biz de bunlara destek vermekten kıvanç duyuyoruz.
Sonuç itibariyle buradaki gerek hukukçu ve gerekse diğer sivil toplum kuruluşlarının öneri ve katkılarıyla oluşturulacak en ideal çözüme gitmeyi hedefliyoruz. Aslında şu anda hocamız Yaman Akdeniz Hocamız bu sunumu yapacaktı, böyle bir raporu hazırlamıştı kendisi. Fakat maalesef yurtdışından dönüşü gerçekleşmediği için bu görev tarafıma kaldı. Biraz da tabii sonuç bildirgesi Gökhan Bey tarafından hazırlandığı için de hazırlıksız yakalandım, ama bugün konuşulan noktada birkaç ortak paydayı ortaya koyacağız. Çünkü bugünkü bu değerlendirme toplantısının bir anlamı olmasını istiyoruz. Bu toplantı yapılıp kalsın istemiyoruz, bunu bir belgeye çevirip, bir yerde yayınlanması, bir etki yaratmasını istiyoruz. Zaten Serhat Bey de bunun sonucunu alarak inanıyorum ki, bu yasanın oluşumunda değişiklik tasarısında bugünkü özü de ilave ederek bir neticeye varacak. Dolayısıyla bugün geldiğimiz noktada konuşulan en önemli konulardan bir tanesi 8. madde 5651’le ilgili, bu 8. madde belki katalog suçlarının uygulamada çeşitli yönlere çekildiği, neler olduğu özellikle müstehcenlik gibi ucu açık, kime göre nasıl, neye göre olduğu belli olmayan birtakım kriterlerin ortadan kaldırılarak, belki de tamamen kaldırılması erişimin engellenmesi bakımından, çünkü dünyada Anayasalara insanlara internete erişim haklarının bir Anayasal hak olarak verilmesi konuşulduğu günümüzde biz bunun nasıl engellenileceğini tartışıyoruz veya engellenmesinin nasıl kaldırılması gerektiğini tartışıyoruz. Dolayısıyla 8. madde önem arz ediyor. Çoğunluğun görüşü çocuk istismarı konusunda zaten hepimiz aşağı-yukarı hemfikiriz diye düşünüyorum. Dolayısıyla bununla ilgili özel bir düzenleme yapılabilir.
9. madde anlamı var mı yok mu tartışılıyor. 9. maddede uyar-kaldır ve onun akabinde sulh ceza mahkemesine müracaat çok anlamlı mıdır, değil midir, bu tartışılıyor. Bununla ilgili birtakım düzenlemelerin yapılması öneriliyor. Çünkü değerli konuşmacı arkadaşların da belirttiği gibi gerek FSEK ek 4 maddesi, Medeni Kanunun 24-25. maddeleri gibi yeni HMK’da buna benzer eski usul hukukundan daha farklı birtakım tedbir kararlarının oluşturulabileceği özel düzenlemeler söz konusu. O nedenle Serter Beyin de bahsettiği gibi bu engelleme aslında bir devletin koruma tedbiri olmalı mı, yoksa kişilerin kendisini korumakla ilgili bir erişimin engellenmesi noktasında kilitlendiği inancındayım. Dolayısıyla bu mevcut diğer düzenlemelerin mevcut haliyle bırakılarak 5651’de bu uyar-kaldırın farklı bir şekle mi getirilmesi gerektiği tartışıldı. Yine internet kafelerine yönelik toplu kullanım sağlayıcılarıyla ilgili benim de çok dikkatimi çeken para cezaları, bu para cezalarının da alt ve üst sınırlarının çok radikal biçimde yüksek olması nedeniyle neye göre bu alt limit veya üst limitin uygulanacağı. Yani gerektiğinde bunun suiistimal edilebileceğini de düşünürsek bunun da bir düzenlemeye getirilmesi gerektiği hususlarına değinildi. Bu bizim aslında hazırladığımız sonuç bildirgesini ekrana yansıtamadık. Orada detayları vardı, ama en önemlilerinden gene Serter Beyin belirttiği ve iki sıfırdan sonra oluşan karşılıklı interaktif oluşumlu tabanların yeni bir tanımla bu kanuna derç edilmesi gerektiğine inanıyorum ortam sağlayıcı olarak, çünkü ortam sağlayıcıların bu konudaki sorumlulukları nedir, ne değildir, nereye kadar sorumlulukları vardır, bunların çok net bir şekilde belirlenmesi lazım. Çünkü internet artık interaktif bir hal aldığı, çoğunluğun kullanıldığı nokta interaktif ortamlar oluyor, bunların tanımlanması gerektiği tartışıldı.
Bunun haricinde yine bir idari kurumun -ki, altını çizerek söylüyorum- erişiminin engellenmesi kararına hükmetmesi Anayasada belirtilen hâkim kararıyla tedbir verilebileceği hususuna aykırılık teşkil ettiği zaten ilk günden beri söyleniyor, çok önemli bir karar. Belki buradaki idare Serhat Beyin de söylediği gibi bir düzenli veya kararların yayınlanacağı veya kontrol edileceği, dosyalanacağı bir kurum olarak belki düşünülebilir, ama bunun dışında herhangi bir engelleme yetkisinin olmaması gerektiği konuşuldu ve aynı kanaatteyim. En önemli eleştirilerden bir tanesiydi. Yine bu engellemelerin bu tabii biraz adli kısmı ilgilendiren hâkimlerin, savcıların bu konuda bilinçlenmesi gerektiğini düşündüğüm 4 yıl önceye göre bugün biraz daha yol aldığımızı da düşündüğüm sadece içeriğin engellenmesi konusu gündeme getirildi. Kesinlikle başından beri hep söylediğimiz bir basit içerik nedeniyle tamamen bir ortamı ortadan kaldırmanız, o ortama erişimi engellemeniz bir kişinin belki kişilik haklarının ihlali karşısında milyonlarca insanın özgürlük haklarının ölçülülük ilkesine de aykırı olduğu kanaatindeyim. Çünkü o kişinin menfaati korunurken diğer insanların, işte Youtube’dan eğitim belki alan veya başka birtakım görsellere ulaşmak isteyen insanların da özgürlük haklarının, kişilik haklarının karşısında özgürlük haklarının tamamen ortadan kaldırıldığı bir ortamın sağlandığı kanaatindeyim. Burada Mete Beyin de bizim bilişim toplantılarında çok net şekilde söylediği gibi, burada hâkimlerin özellikle kararlarını verirken bu içeriğin, yani yasaya veya kişilik haklarına aykırı içeriğin engellenmesi yönünde kararların verilmemesinin bir neticesi olduğunu çok net bir şekilde söylemişti. Dolayısıyla burada yapılması gereken önemli değişiklikler benim şu anda bu toplantı başından beri alabildiğim notlar bunlar, bundan sonrası için sizlere daha fazla bir söz vererek, bu son bildirgemizi de oluşturmak istiyoruz. Dolayısıyla moderatörümüzü ben buraya davet ederek, bu soru kısımlarını yönetmesini kendisinden istirham edeceğim. Çünkü kendisinin bu konuda çok katkıları oldu, sağ olsun bizleri burada yönlendirdiler.
Şimdi saat yaklaşık 14.15’ten itibaren gerek konuşmacılarımızın fikirleri ve gerekse sizlerin katılımlarıyla bir noktaya geldik, ancak ben inanıyorum ki, burada zaten önemli olan bu toplantıyı düzenlememizdeki amaç konuşmacılardan çok iyi sürelerini kısıtlı tutmamızın nedeni de buydu, katılımcıların bilgi ve görüşlerine başvurmamızı istiyorduk. Dolayısıyla bundan sonraki süreci sizlere bırakacağız ve bu noktada sizlerin bu yasa tasarısıyla ilgili görüşlerinizi alacağız.

Yrd. Doç. Dr. ELİF KÜZECİ- Tabii açıkçası görevi bitirdiğimi düşünmüştüm, onun için kusura bakmayın, ama yardımcı olmaya çalışayım. Önce şunu söyleyeyim, tabii bir taslak metin var, onun üzerinden gitmenin faydası büyük olacak. Fakat bir sıkıntı oldu, ben üniversitenin teknik ekibine ulaştım, zannediyorum birkaç dakika içinde burada olurlar, ondan sonra projeksiyonla da daha açık ve net bir şekilde görebilmemiz mümkün olacak. Fakat biz tabii onları beklemeyelim, tartışmaya başlayalım hemen. Bir önceki oturumun sonunda söz almak isteyen kişilere öncelik vereceğimi söylemiştim, arada beni biraz bu açıdan demokratik olmamakla suçladılar, ama sözümde duracağım.

TANER SEVİM- Sesli okusak en azından, eklenecek bir şeyler var mı, çıkarılacak bir şey var mı? Bu sadece bir rapor, bunun buradan uzlaşı içinde çıkması için tartışılması lazım.

Yrd. Doç. Dr. ELİF KÜZECİ- Evet, metni de projeksiyona yansıtabileceğimizi düşünüyorum aslında, bu bilgisayarda bulunuyor olması gerekli. Şimdi açıkçası buradan okunabildiğini zannetmiyorum, bir sesli olarak okuyabilmemiz mümkün, ama en azından bir-iki görüş ve soru alalım. Çünkü bekleyenler var, o sırada teknik ekip halletmiş olursa eğer tek tek görebilmemiz de mümkün olacak. Madde madde gitmek bence de daha mantıklı olacak, hiçbir çözüm bulanamazsa ben okurum buradan.
S
ALONDAN- Rapor kaç sayfa?

Yrd. Doç. Dr. ELİF KÜZECİ- Raporu değil, bence raporu okumamıza gerek yok şu anda, rapor okumamız gerekiyor mu?

SALONDAN- Peki, buradan konuştuklarımız nereye gidecek?

Yrd. Doç. Dr. ELİF KÜZECİ- Siz not almayacak mısınız raportör olarak?

SALONDAN- Not alacağız, ne yapacağız usul olarak?

TANER SEVİM- Şimdi elimizde taslak metin var, fakat önemli olan bu taslak metnin son halini tabii sizin katılımınızla bir şekillendirmek gerekiyor. Benim şu anda bahsettiğim, yani taslak metin aslında benim anlattıklarımın çerçevesinde hazırlanmış bir şey, özellikle işte bu ortam sağlayıcılar, 8. madde, 9. maddedeki uyar-kaldır meseleleri, kişilik haklarının ihlali neticesinde ne gibi bir önlemlerin alınması noktasında bunlara eklenecek birtakım görüşleri de alarak bu metni son haline getirmeyi planlıyoruz. O aşamada zaten teknik olarak arkadaşlar müdahale ettiğinde raporu ekranda da görebileceksiniz, ama biz zaman kazanmak adına görüşleri almaya devam edelim. Ben not alacağım çünkü burada.

Yrd. Doç. Dr. ELİF KÜZECİ- Evet buyurun, size ilk söz hakkı verelim.

Av. ERDEM TÜRKEKUL- Şimdi bu özellikle 5. maddeyi bahsetmek gerekiyor. Şimdi uygulamada 5. madde yer sağlayıcılarla ilgili durum maddenin içeriği şu şekilde: Yer sağlayıcı yer sağladığı hukuka aykırı içerikten ceza sorumluluğuyla ilgili hükümler saklı kalmak kaydıyla diye devam ediyor. Şimdi bu hemen hemen her olayda ceza sorumluluğuyla ilgili hükümler saklı kalmak kaydıyla denildiği için pratikte bu madde uygulanmayan bir madde. Özellikle kamu kurumlarının hiçbiri 5651 sayılı Kanunun bu vermiş olduğu hakla yer sağlayıcı belgesiyle hiçbir şekilde kendilerini muhatap kabul etmiyorlar. Birçok kamu kurumu da açıkça ifade ediyor ki, bu bizim kanunumuz değil ve hemen hemen her olayda, yani buna Ticaret Bakanlığı da dahil, Sanayi dahil, Sağlık dahil, gümrükle işlemler dahil 5651 sayılı Kanun gereğince yer sağlayıcı belgeniz olsa dahi sorumlu oluyorsunuz. Onun için bu kanundaki yer sağlayıcıyla ilgili hükmün pratik bir önemi olabilmesi için ceza sorumluluğuyla ilgili hükümler saklı kalmak kaydıyla kısmının çıkartılıyor olması lazım. Mantıken de aslında kalmasının bir lüzumu yok, onun için bence en önemli söylenebilecek şey bu birinci olarak, ikinci bir konu da içeriğin yayından çıkarılması. Şimdi bu madde yeni düzenlemeyle farklı bir hal alıyor. Birincisi, 556 ve 5846 geliyor, bunlar pratikte zor işleyebilecek bir husus, ama onun dışında işleyişle ilgili baktığımızda bir uyarıda bulunuyor, kaldırılmıyor. Kaldırıldıktan sonra ilgili mercilere müracaatta bulunuluyor. Şimdi bu ilgili mercilere müracaatta bulunulduktan sonra diyor ki: “8. maddenin 14. fıkrasında belirtilen durumlar dışında bu tür ihlallerle ilgili olarak erişimin engellenmesi kararı verilemez” Yani bu hatta bence şurada cezadaki erişimi engellemeyle hukuktaki erişimi engelleme, ikisi birbirine karışmış oluyor benim anladığım kadarıyla ve böyle baktığımız zaman buradaki aslında ihlaller, hukukla ilgili ihlaller olmasına rağmen eğer hiçbir durumda erişimi engelleme kararı verilemeyecekse, yani kastedilen oysaki, bunu da arkadaşlarla konuştuk herkes öyle mi anlıyor diye, genelde öyle anlaşılıyor. Eğer böyleyse bence bu hukuken mümkün olamayacak bir şey, hem diğer kanunlarla çelişiyor olacak, Ek-4’te de var, diğer düzenlemelerde de olabilir, hem de hakikaten bir ihlal var ve burada da ihlal devam ediyorsa niye erişimi engelleme kararı verilemeyecek ben bunu açıkçası anlayamıyorum. Bu iki hususu belirtmek istedim. Teşekkür ederim. Bu arada da kusura bakmayın, toplantıdan önce çıkmamız gerektiği için böyle ilk başta söz hakkı istedik.

Av. BESTE ŞANLI- Öncelikle hem 5651’e, hem de tasarıda anlayamadığım bir şey var. Burada hani özel kanunlara bir atıf var, fakat özel kanunlar derken ben CMK’yı bunun içerisine almıyorum veya Medeni Kanunu almıyorum. Böyle olduğu zaman ben hukuki olarak kişilik haklarının ihlalini sadece 9. madde çerçevesinde gerekli yorumun yapılabileceğini görüyorum. Fakat uygulamada şu an 5651 de aynı yapıya sahip ve uygulamada biz hayli problem yaşıyoruz. Çünkü mahkemeler bu şeyi getirmiyor. Diyor ki, ihtiyari tedbir kararı çerçevesinde erişimi engelleme kararı veriyorlar. Hani bilmiyorum şu anki tasarı da bu problemi çözmüyor gibi gözüküyor, bir özel kanun, genel kanun problemi var zaten arada. Bununla ilgili getirilebilecek çözüm ne olabilirdi? Ben baktığımda ya daha açık bir kanun metni yapılması, burada hani bütün bu Türk Ticaret Kanununda erişimi engelleme var, Diyanet İşlerinin erişimi engelleme yetkisi var. Bunların hepsinin hani açık bir şekilde atıf yapılıp ve bu erişimi engelleme usullerinin ya tek bir elden gerekirse bu kanunda birleştirilmesi gerekiyor, gerekirse detaylandırılması gerektiğine inanıyorum. Şu an için daha iyi bir çözüm önerisi getiremiyorum, çünkü her an her şekilde değişebilir diye düşünüyorum tasarı.
İkincisi, bu erişimi engelleme kararlarının tek bir idari merkezden uygulanmasını hani doğru bulmakla birlikte, bunun yine bize çözüm getirmeyeceğini düşünüyorum. Çünkü katılımcılardan örnekler verildi. Ben 1,5 sene boyunca erişimi engelli olan bir sitenin hangi mahkeme tarafından engellendiğini tespit edemedim. Başka bir siteyi ise 4 ay çok özel bir çaba sarf ederek öğrendim. Mesela, bu bizim için çok büyük bir problem uygulamada, şu anda mesela tek elden de yürütülse şahıslara bu bilgiyi verme, hani Bilgi Edinme Kanunu çerçevesinde belki bunu talep edebiliriz, ama bu bilgiye ulaşmamız büyük ihtimalle yine 3-4 ay sürecek. Mesela, bununla ilgili özel düzenleme getirilebilir ve talep halinde derhal bu bilginin verilmesi, hatta cezayla ilgili bir husus olsa bile hani bununla ilgili gizlilik kararlarının uygulanmayacağına ilişkin bir düzenleme koyulabilir diye düşünüyorum.
Bir de alan adlarını ve filtreleme konusunda herkes konuştu, fakat şöyle bir uygulama var: TİP tarafından bazı firmalara özel olarak yazılar gidiyor. Önceleri daha sert yazılırken gitgide yumuşayan bir tavırla mektuplar gidiyor ve mektuplarda bazı sitelere erişimin engellenmesi talep ediliyor. Bunun hiçbir kanuniyet zemini yok. Fakat şu anki yapılacak tasarıda bu tarz, hani idarenin bu tarz eylemlerini önler yine bir hüküm yok. Bunlar hani ancak açıkçası firmaların ticari zaaflarından yararlanılıyor ve bunun engellenmesi gerektiğini düşünüyorum. Onun dışındaki şeyler zaten hani hepimizin sürekli eleştirdiği konular.

Yrd. Doç. Dr. ELİF KÜZECİ- Belki bilemiyorum, bu noktada Serhat Beyin de söylemek istediği bir şey var mıdır?

SERHAT- Görüşleri alalım bence, görüşlere saygı duyuyorum. Katkı olarak değerlendiriyoruz.

METE TEVETOĞLU- Teşekkür ederim. Özyeğin Üniversitesi Hukuk Fakültesindenim. Benim genel olarak tespit edilen hususların üzerine söyleyeceğim bir şey yok, fakat bir nokta ön plana çıkıyor. Bu mevzuat, yasa bir ceza hukuku düzenlemesi mi, bir özel hukuk mevzuatı mı? Erdem Beyin de bahsettiği gibi, diğer hukukçu, akademisyen arkadaşların da bahsettiği gibi bu anlaşılmıyor. Çünkü bu yasanın bir karakteri yok, uyar-kaldır gelecek içinde cevap düzeltme hakkı var, erişimi engelleme var, katalog suçlar var. Biraz Anglosakson hukuku tarzı, yani toplanmış, derlenmiş, bir araya getirilmiş birtakım hassasiyetler var. Bunlar ölçülüp biçilirken de çok belli bir menfaat üzerinden hareket edilmemiş. Bu meselenin ortaya çıkmasının asıl sebebini kimse söylemedi gibi geldi bana, ben ekleyeyim bunu: İlk bu internet üzerinden yapılan yayınlardan dolayı içeriğin tartışılması erişimi engelleme talepleri mahkemeye gitmeye başladıktan sonra 2-3 yer mahkemenin kararı Yargıtay incelemesine konu oldu. Özel Daire kararlarında bir utanç, hukuki bir utanç şeklinde metinlerde şöyle ifadeler yer aldı, Yargıtay kararlarında denildi ki: “İçeriğin yayından kaldırılması cevap düzeltme hakkı ya da erişimi engellemeye ilişkin talepler hukukumuzca düzenlenmediği için -2001-2002’de bu kararları bulabilirsiniz- bu konuda karar veremez mahkemeler. Verse bile bu kararlar icra edilemez, icra edilmeyeceği için de mahkemelerin saygınlığını zedeler, gölge düşürür. Onun için biz bu talepleri cevapsız bırakıyoruz, karara bağlamıyoruz, karşılamıyoruz” Mahkemelerin böyle kararları verme hakkı yok, bu noktadan başlayan tartışma, ihtiyaç, talep hali daha sonra buna ilişkin istatistik olarak saptayamadığım çocuk pornografisi sebebiyle erişimi engelleme meselesinin hassasiyeti kaçınmak suretiyle bu yasa şeklinde karşımıza geldi. Bunu özetledik zaten, tekrar etmeye gerek yok.
Bu şekilde bu yoldan çıkarak kötü bir uygulama mantığıyla oluştuğu için yasa, yani bu yasa, yeni bir yasa hani tekkenin kapısından girmemesi gerektiği kadar yeni bir yasa söz konusu. İçinde her şey var, ceza hükümleri var, para cezaları var, erişimi engelleme var, cevap düzeltme var. Bir kurul kurulmuş, Serhat Bey gayet net ifade etti, kurul da kanunun kendisine benziyor. Ne kamusal bir vasfı var, ne özel bir vasfı var, biraz ondan biraz bundan. Feridun Hoca buradaydı, bahsederken hep örnek verir: “Ne deve, ne kuş, devekuşu” diye, devekuşu vaziyeti var. Öyle olunca da diyalog düzeltemiyorsunuz.
Şimdi 2001’deki o mevzuata döndüğümüz zaman, kararlara döndüğümüz zaman uygulamacıların çok basit çözebilecekleri bir mesele var burada aslında. Önünüzde Medeni Kanun var, Hukuk Usulü Muhakemeleri, şimdiki HMK yeni kanun var, Fikir Sanat Eseri Kanunu var, Türk Ticaret Kanunu var. Bunların hepsinde de Ceza Muhakemesi Kanunu var, Ceza Kanunu var, tedbir meselesi düzenlenmiş durumda. Dolayısıyla 8. maddeye ihtiyaç yok, hiçbir şekilde ihtiyaç yok. İstatistikî olarak baktığınız zaman erişimi engelleme kararları neredeyse yüzde 70-80’i müstehcenliğe dayanıyor. Demek ki, burada mücadele edilen başka bir şey, 8. madde bu kılıfı yaratmış durumda. O kılıfın kaldırılması lazım. Mahkemeler HMK’nın ihtiyati tedbir hükümlerine, Medeni Kanun 24 ve devamındaki kişilik hakkı ihlaline ilişkin hükümlere, Fikir Sanat Eserleri Kanunu ilgili hükümlerine, 556 sayılı KHK’nın ilgili hükümlerine dayanarak, pek çok mevzuat maddesine dayanarak erişimi engelleme kararları verebilirler. Eğer bu usulde verirlerse, Ceza Muhakemesindeki usulle verirlerse, bu kararları kontrol etmek zorundalar. Bu kararlar tedbir mahiyetinde alınmış ve belli bir süre sonra esastan dava açılması gerekir. Açılmazsa da bu tedbirler düşmüş olur.
Biz burada yeni bir tedbir cinsi yaratıyoruz, bunu muhafaza ediyoruz. Bu benim 5651’le ilgili katıldığım 20-25. toplantı ve her seferinde biz Nasrettin Hoca gibi gidip daha fazlasını isteyip, geri dönüyoruz. Terörle Mücadele ekleniyor, hakaret ekleniyor, biz daraltmaya çalıştıkça bu büyüyor. Ben de şunu söylüyorum: Herkes birlikte, ama bu açıdan belirtmek için söylüyorum: Bizim 8. maddeye ihtiyacımız yok, ne hâkimlerin, ne savcıların, ne hukukçuların, ne akademisyenlerin, bu meseleyi çözmek için 8. maddedeki düzenlemeye, katalog suçlara, vesaire ihtiyacı yok. Çünkü hukuka aykırı içerik, yayın nerede olursa olsun mevzuat bunu çözebilecek kapasitede düzenlemelere sahip, sadece kötü uyguluyoruz. Kötü uyguladığımız için de duruma özgü tedbir üretmeye çalışıyoruz. Duruma özgü tedbir de sistemle uyuşmuyor, eğri duruyor. Uygulaması da metni gibi eğri oluyor, üreteceği hukuk da kendisi gibi tanımsız, kemiksiz bir vaziyette kalıyor.
Öte yandan tabii ki siyasal desteğe ihtiyaç var. Fakat ben çok dikkatli takip ettim, ne TİP’in, ne Ulaştırma Bakanlığının bu konuyla ilgili hiçbir bilgisi yok bence, çünkü açıklamaları basından bulabiliriz, her yerde kayıtlı bunlar. Hiçbir şekilde ne filtre kurul kararı, ne bu 5651’in etkisi, uygulaması, niteliği, içeriği, hukuki baskı hakkında hiçbir şekilde kabul edilecek bir açıklama ve gerekçe söz konusu değil. Dönüyoruz hemen TİP’in Kuruluş Kanunu 1. maddesinin 1. cümlesinin ilk ifadesine bakıyoruz. Nedir amacı bu Kurulun? Neden vardır, neye hizmet etmektedir? Elektronik ticarette rekabetin arttırılması. Peki, elektronik ticarette 5651 ve filtre kurul kararları rekabeti nasıl arttırmaktadır? Nasıl bir etkisi vardır rekabetin artmasına? Kuruluş Kanununun 1. maddesinin 1. cümlesi hiç detaya falan girmiyorum, devamında bir sürü düzenleme var, bu bile dahi karşılanmamaktadır bu mevzuatlarda. Sıkıntı burada başlıyor, çünkü bunu gerçekleştirmiyoruz. Öte yandan kurulun filtreye ilişkin idari kararı öncekinde ve sonrakinde de pazara giriş engeli ve elektronik ticaretin baltalanması, rekabet özgürlüğünün sınırlandırılması gibi bir yetkiye sahip. Bu yönü hiç tartışılmamış durumda bence. Örneğin, eğer kalacaksa 8. madde bu kapsamda verilen tedbir kararlarının haksız olması durumunda aleyhine tedbir kararı veya tazminat hakkına ilişkin bir düzenleme olması lazım. Mesela, CMK’da 101 ve devamında verilen ihtiyati tedbir kararı haksızsa, aleyhine haksız tedbir kararı verilen kişinin tazminat hakkına ilişkin düzenleme var. Şimdi kaçıncı madde olduğunu bilmiyorum HMUK 111’de, bizim 8. maddede de tedbir var 5651’de, fakat bu tedbir haksızsa ne yapabiliriz meselesi düzenlenmemiş durumda. Dolayısıyla eğer bu 8. madde kalacaksa -bence kalmamalı, buna ihtiyaç yok hiçbir şekilde- tedbirin haksız olması durumunda tedbire maruz kalanların tazminat haklarının düzenlenmesi lazım. Karşı karşıya kaldıkları ticari riskin haczedilmesi lazım ve eğer elektronik ticarette rekabet arttırılacaksa bunun bu şekilde desteklenmesi lazım.
Dönüyorsunuz, filtre kurul kararına bakıyorsunuz, filtre kurul kararında her şey bir yana iki tane özel yeni düzenlemede getirilmiş seçenek var kullanıcı bakımından: Bilgisayar oyun uygulamaları siteleri bir, sosyal medya siteleri iki. Kullanıcı kendi tercihine bağlı olarak bu iki seçeneği kendi bireysel filtre uygulaması kapsamına alınmasını tercih edebilir” diyor. Yani siz seçiyorsunuz şu bilgisayarın uygulaması veya şu sosyal medya sitesinden mevcut filtre programı kapsamına girsin diye talep ediyorum diyorsunuz, o da buna geliyor. Bu liste kamuya kapalı, yine pazara giriş engeli yaratıyor ve haksız rekabet bu rekabet hukukunda rekabeti kısıtlatması yetkisine sahip. BTK’nın Kuruluş Kanununun 1. maddesinin 1. cümlesindeki elektronik ticarette rekabetin artırılması amacı ne oldu? 5651 bunu sağlıyor mu? Sağlamıyor. Kurul kararı bunu sağlıyor mu? Sağlamıyor. Elektronik tüketici yönelik bunu sağlıyor mu? Sağlamıyor. Demek ki, biz aslında yanlış bir mevzuat üretiyoruz. 8. madde tamamen kalkmalıdır, eğer kalacaksa da bu madde kapsamında verilen tedbirlerin haksız olması durumunda tedbire maruz kalanların tazminat hakları düzenlenmelidir. Bunu da katarsak tam olacak, ceza, tazminat her şey var, bir tazminat eksik, onu da koyalım.

M. ALİ KÖKSAL- Bence yöntem olarak da 5651’i daraltacak mıyız, genişletecek miyiz? Bence de olacak, çünkü genişleteceksek farklı olacak önerilerimiz, daraltacaksak farklı olacak. Metin Beye genel olarak katılmakla birlikte katılmadığım öncelikle tekrar edeyim: 5651’i daraltıyor muyuz, yoksa genişletiyor muyuz? Genişleteceksek ona göre bir öneri silsilemiz olacak, daraltacaksak farklı olacak. İşte 8. madde çıksın ya da daraltılsın şeklinde, genişleteceksek orayı tamamen geliştirelim, Fikir ve Sanat Eserlerindeki bu kısmı ve terörle mücadeledeki tedbiri ve kişilik haklarını nasıl çözeceğimizi onun içine koyalım diyeceğim. Bu yüzden bu genel bir sorun olduğunu düşündüğüm için buna bir karar vermemiz gerektiğini düşünüyorum.
İkinci konu ve 5651 nereden geldi? Mete Bey çok eski, aslında bunun da eskisi var, ben o kadar hikayeyi uzatmayayım, Basın Kanununa…

Yrd. Doç. Dr. ELİF KÜZECİ- Ek 9. madde çerçevesinde.

M. ALİ KÖKSAL- Vardı. O yüzden o hikaye biraz farklı, 5651’in nereden kaynaklandığı konusunda benim sübjektif çok farklı değerlendirmelerim de var. Çok Çocuk Pornografisiyle Mücadele Kanunu olduğunu da düşünmüyorum, kişisel nedenle ilgilidir tamamen diye düşünüyorum, ama şunu yapmamız gerekiyor: 5651 kalkmayacak, kimsenin kaldırma konusunda bir iradesi yok. Kalkmayacaksa 5651’i nasıl adam edeceğiz? Nasıl adam ederiz noktasında da net bir şekilde şuna karar vermemiz gerekiyor: Uygulamada iki sorun var: Erdem Bey de biraz önce belirtti, Fikir ve Sanat Eserleri ve diğer kanunlarda verilen tedbirler bunun içerisine girecekse, atlamamız gereken şey amaç ve kapsam maddelerini bir kere değiştirmemiz gerekiyor. Amaç ve kapsamı değiştirdiğimizde bu yasa genişleyecek, genişlettiğimizde bu yasa aslında Adalet Bakanlığının hazırladığı, ama daha sonra 5651 yasalaştığı için rafa kalkan yasaya dönüşmüş olacak amaç ve kapsam olarak, o zaman da oradaki aslında doğru olan bazı maddelerin bu yasanın içerisine alınıyor olmasını konuşmamız lazım. Adalet Bakanlığının tasarısını öncelikle hatırlayanlar -üzerinden de bayağı bir geçti- hatırlayacaklar, burada ortam sağlayıcı önerisi aslında o, daha doğrusu tüm servis sağlayıcıları oradan gelmişti, ortam sağlayıcıyı anladılar. Ortam sağlayıcı kanal üzerinde biraz da teknik ve hukukçular uzlaşamamıştı, ondan almamışlardı. Bunu bir düzeltelim benim önerim, genelleştirelim, çünkü kalkmayacak. Genelleştirirken Adalet Bakanlığı Tasarısı esas alınarak, eksiklikler buraya transfer edilsin, ama bir ilkemiz olsun. Temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin bir yasa olduğu için katalog suçları kaldırmayalım. Temel hak ve özgürlüklere ilişkin düzenlemelerde katalog suçları olması gerekir. Tek tek sayalım ve böylelikle daha geniş alanlarda uygulanması riskini bertaraf edelim. Son çare her yerde vurgulanıyor, son çare olduğu belirtilsin, ama uygulayıcı olan bir sürü arkadaşımız da var burada, ben de sık sık karşılaşıyorum: Adamın teki gidiyor, sadece birilerine hakaret etmek için bir internet sitesi açıyorsa, bu artık mahkeme tarafından kapatılabilir olması gerekiyor. O yüzden bizim oradaki ilkemiz mahkemenin tedbiren durdurması, ama bu tedbire etkin başvuru ilkesi -ki, şeyde de yazıyor olması lazım taslak raporda da- bu tedbir kararına karşı etkin bir başvuru yönteminin getirilmesi gerekiyor. İş hukuk mu, ceza konusu çok karışık, yeni ekleneceklerin bu tarafı da olacak, ceza da olacak. Ayrı ayrı ilgili kanunlara, usul kanunlarına atıf yapılsın, bu bir usul kanunu değil, o eleştiriye de katılıyorum, yani usul kanunu niteliği de var. Usul Kanunlarından çıkartılsın, sadece mahkemenin ilgili tedbir kararının uygulanmasına ilişkin yöntem bu kanunun içerisinde kalsın, diğer her türlü başvuru usulü o anlamda eğer bu verilen karar sonucu bir zarar doğmuşsa ilgili Usul Yasasındaki tazminat sorumluluğuydu, hem cezada, hem hukukta var biliyorsunuz, oradaki tazminatla da bu işi çözeriz. Ya değilse bu iş şuraya da gidebilir: Bilişimin Anayasasını da yazalım, her türlü yasasını da yazalıma gider, her şey için yeni bir düzenleme yapmak durumunda kalırız. Bu işi çok farklı düşünerek çözmemize gerek yok, temel yasalarımızdan yararlanalım, ilgili yasalara atıf yapalım.
Son bir önerim: Eğer bu yasa etkili şekilde uygulansın deniliyorsa, karışıklıklarının çoğu da çocuk pornografisiyle müstehcenlik iç içe geçmiş bir maddedir, o da bir öneri olarak yer alsın. Müstehcenlikle ilgili 18 yaşından büyük reşit insanların müstehcen sitelere girme hakkı vardır, ama 226 yasanın kapsamındadır, 226 yasanın kapsamında olduğu için filtre ayrıca tartışma konusu olmaktadır. Bu yüzden 226’yla ilgili de bir öneri hazırlanması gerektiğini düşünüyorum. Çocuk pornografisi konusunda da zaten Türkiye’de çok ciddi bir eksiklik var, animasyon ve ses dosyalarına ilişkin yasada 226’da bir düzenleme yok. Hazır hazırlamışken bence onu da önerelim. Teşekkür ederim.

Yrd. Doç. Dr. ELİF KÜZECİ- Biz teşekkür ederiz. Buyurun Serhat Bey.

SERHAT ÖZEREN- Ben herkesten özür dileyerek çıkmam lazım, 07.00’de karşıda olacağım. Yaptığımız görüşlere de mutlaka daha ilaveler olacaktır, ama Gökhan Beyin bu görüşleri ileteceğini biliyorum. Çok özür dileyerek çıkmam lazım, affınıza sığınarak müsaadenizle diyorum. Çok teşekkürler görüşleriniz için, bu toplantıdan sonraki süreci ben size söyleyeyim: Bu görüşleri alıp bizim Bilişim Hukuku Çalışma Grubumuz görüşleri revize edip ilave edecek ve hepsinin sonucunda bir metin ortaya çıkacak. O metinde Bilgi Üniversitesinde 2 veya 3 Kasımda bir gene benzer konferans, ara bir konferans düzenlenecek. Orada bu görüşler tartışılacak. Umarım herkes için faydalı olur, metinde uzlaşma sağlanır. Çok teşekkür ederim, tekrar kusura bakmayın.

Yrd. Doç. Dr. ELİF KÜZECİ- Biz teşekkür ederiz. Öneri ve eleştirilerin dikkate alınacak olması yönündeki taahhüdünüzü de gerçekleştireceğinizi umuyoruz. Sağ olun.
Şimdi zannediyorum başka ekler de olabilir, ama İstanbul Barosunun hazırladığı, sizlerin hazırladığı bu taslak raporu en azından bir okunursa belki itirazlar gelebilir, onları da dinleme fırsatı buluruz.

TANER SEVİM- Bu kanun çıktığından itibaren eleştirildiği için bu 4 senelik süreç içerisinde zaten eleştirilen kısımlar da aşağı-yukarı belli noktalardan olmasından hareketle İstanbul Barosu Bilişim Hukuku Merkezi olarak hızlı da bir çalışma olsun diye bu toplantının sonunda bir taslak çalışması yaptık. Bunun üzerine ilaveler olacaktır muhakkak, şimdi ben o taslağı sizinle ana fikir olarak paylaşmak istiyorum. O çünkü ekrandan çok net göremiyorsunuz anladığım kadarıyla, okuduktan sonra bu metin üzerinde biraz tartışırsak ve son haline getirip, internet kurumlarına iletme imkânına sahip oluruz.
İnternette fikir ve düşüncelerin yayılmasında büyük rol oynayan ve içeriği kullanıcının oluşturduğu web2.0 siteleri çok sesliliğin ve demokrasinin bir parçası olarak anlaşılmalıdır ve özel statüye tabi olmaya devam etmelidir. Yer sağlayıcı yerine ortam sağlayıcı olarak konumlandırılmalıdır. İnternetin tüm aktörleri için öncelikle öz denetim mekanizması özendirilmeli, hukuka aykırı içeriklerin önlenmesi için uyar-kaldır prensibi benimsetilmelidir. Kanun bu konudaki seri inisiyatifleri ve öz denetim mekanizmalarını desteklemelidir. Erişimi engelleme kararları ön inceleme raporu ve hukuki gerekçeleriyle birlikte sadece yargıç kararıyla mümkün olmalı, bu kararlara itiraz prosedürü hızlı ve etkin olarak yapılmalıdır. Yargıç dışında bir idari kurum ve makam tarafından erişimi engelleme kararları verilmemelidir. Erişim engelleme kararları orantılılık ve ölçülülük ilkeleri gözetilerek, ancak ve ancak son çare olarak bir koruma tedbiri olarak görülmelidir. 5651 sayılı Yasada öngörülen katalog suçlarının kapsamı yeniden değerlendirilmelidir. Alternatif olarak erişimi engelleme yöntemleri kanundan tamamen çıkarılmalıdır, erişimi engelleme yöntemleri yerine işlenen suçların fiil faallerinin bulunması ve yargı önüne getirilmesi sağlanmalıdır. Ayrıca erişimi engelleme yerine arama motorlarından çıkarma ve başkaca çağdaş yaptırımlar uygulanmalıdır.
Bir internet sitesinin tamamına erişimi engellemek yerine sadece zararlı ve hukuka aykırı içeriklerin engellenmesi yoluna gidilmesi ve bu içerikleri oluşturanların yargılanması sağlanmalıdır. İnternetin uluslararası karakteri göz önüne alınarak diğer ülkelerle işbirliğine gidilmeli, Avrupa siber suçlar sözleşmesinin iç hukukta yürürlüğe girmesi konusunda çalışmalar hızlandırılmalıdır. Erişim ve yer sağlayıcı tarafından tutulan trafik kayıtlarının doğruluğunu, değiştirilmezliğini ve bütünlüğünü sağlayacak tedbirler alınmalı, bu kayıtları sadece yargıç kararıyla ve delil etme amacıyla sınırlı olmak üzere gizliliği sağlanmalıdır. İnternet gazeteciliğinin tanımlanması yapılmalı, getirilen kriterler eşliğinde internet gazeteciliği basına tanınan hak ve özgürlüklerden tamamen yararlanabilmelidir. Devletin internet konusundaki ana görevi topluma ilköğretimden itibaren eğitim vermek ve bilinçlendirme yapmakla sınırlı olmalıdır. İnternetteki zararlı içeriklerden çocukların korunması amacıyla uzmanlar tarafından içerik sınıflandırılmalı yapılmalı ve aileler ücretsiz çocuk filtresi kullanması yönünde özendirilmelidir. Fakat filtre uygulaması merkezi ve yerel olarak yapılmamalıdır.
Şimdi bizim hazırladığımız metin aşağı yukarı bu minvalde, buna sanıyorum ekleyeceğimiz noktalar var. Bazı notlar aldım ben burada, özellikle Mete Beyin belirttiği 8. madde kalacaksa, bu tedbirin haksız çıkması konusunda tazminat hükümleri değerlendirilmeli.

SALONDAN- … söylendiği bir görüşü var … Cezai sorumluluklar saklı tutulur diyor. Yer sağlayıcıları, yani adamlar üretmedikleri şey için cezai sorumlulukların hiç olmaması lazım. O saklı tutulur kısmının çıkarılması lazım.

TANER SEVİM- Çıkarılması gerektiğinin notunu da aldık.

SALONDAN- İtiraz nereye yapılacak? Ceza Muhakemesi Kanunu kapsamında tedbir kararını verdiğinizde buna itiraz yöntemi bellidir. Bu itiraz yoları tüketilir biliyorsunuz, ama böyle bir şey de yok. Ceza Muhakemesi Kanunu içinde de değil, adam tedbir veriyor, kalıyor gidiyor ömür boyu.

TANER SEVİM- Dolayısıyla burada verilen tedbire karşı itirazın yolu belirlenmeli, açıklanmalı.

SALONDAN- Yaptırım olmayacaksa bu şey mutlaka söylenmeli, Mete Bey o konuda çok haklı. Malum 10 gün içinde, hâlâ bilmiyorum CMK’da 10 gün mü, 10 gün içinde esas davanızı açmanız lazım ihtiyati tedbir kararı alınca, bu da tedbir kararına benziyor, ömür boyu kalıyor. Bu yöntem alternatif yapılmalı, aslında bir söylendiği gibi 8’e falan gerek yoktur, atın bunu, çağdaş bir yöntem belirleyin, çağdaş yaptırımlar belirleyin. İlla mecburen 8’i ben tutacağım diye istiyorsanız da, biz burada radikal söylemin yanında bu çözümü de üretmeliyiz. Mademki burada şu an pragmatist bir şekilde bir çözüm arayışı içindeyiz, işte aslında çorba yasa haline getiriyor bunu, ama bu tedbirlerin itiraz yöntemleri, bunun usulü, artı haksız çıktığında nasıl bir tazminat getirilmesi, bunların hepsi bu yasanın içinde yer almalı. Bir de bu mümkünse müstehcenliği çıkaralım. Bir de çünkü bu düşünce özgürlüğüyle, yeni çalışma kurulunun düşünce özgürlüğü olunca bununla yatıp, bununla kalkıyorum, yani bu böyle rahatsız ediyor beni.

DENİZ TAN- Müstehcenlik özellikle şu andaki kitaplar yasaklandığını düşünürsek, sadece porno sitelerle de sınırlı kalmıyor. Biliyorsunuz … kitabına şu an soruşturma açılıyor, yarın bu kitapla ilgili bir pasajın yer aldığı bir site gayet müstehcen bulunup kapatılabilir. O yüzden müstehcenlik konusuna ben kesinlikle katılıyorum. Duyduğum en afaki tanımlamalardan biri, kime göre, neye göre müstehcen ve müstehcen yayın yapmak suç mu hukuken onu da bilmiyorum.

SALONDAN- … korunmayla ilgili …

DENİZ TAN- Eğer öyleyse bu kaldığı zaman “a, bu bir suç işliyor” irrite bir durum oluyor. Oralar benim için karışık duruyor.

SALONDAN- Oradaki sıkıntı şu: Küçükleri muzır neşriyattan koruyor. Ben hâlâ tabii küçüğüm, küçük olan gencim, kendimi öyle tanımlıyorum, 36 yaşındayım, ama beni korumasın artık.

DENİZ TAN- Bence de öyle, bir de şeyi söylemek istiyorum ben, gerçi değindik, ama kapatılan siteler açısından mağduriyetler demin tazminatı diyoruz, ama sadece site sahibinin mağduriyeti değil, bazen o siteden faydalananların mağduriyetleri var. Özellikle bu blok spot gibi, Youtube gibi herkesin kullandığı siteler olduğu zaman ben bu mağduriyetimi maddi olarak ispatlayamıyorum. Çünkü ben Youtube’u mesela bir reklamcı olarak yurtdışındaki reklamları seyretmek için kullanıyorum. Aslında mesleki olarak bir mağduriyetim var, ama maddi olarak bunu ispatlayamıyorum. Peki, o zaman benim gibi bir insanın buna itirazı nereye yapacağı konusunda bir problemim var.

TANER SEVİM- Aslında burada zaten içeriğin engellenmesiyle bu sorun çözülecek. Aynı şeyden birçok kişi sıkıntılı Youtube olsun, diğer videoyla ilgili sitelerin tamamının kapatılması halinde birtakım eğitim dokümanlarının orada paylaşılması veya buna benzer havacılıkla ilgili olsun, reklamcılıktan bahsettiniz, dünyaya açılan bir sürü mesleğin eğitim videolarını da tabii ki orada insanların girememesi neticesinde bu hakların ihlali sadece içeriğin erişiminin engellenmesiyle çözüleceği için artık orada bir sorun kalmayacak. Bizim demin bahsettiğimiz alınan erişim kararı, erişimin engellenmesi kararı neticesinde o birebir sitenin ticari sıkıntıları veya noktasında bir tazminatın söz konusu…

DENİZ TAN- Yok, onu anladım zaten, ama bir de şu var: Maddi kazancı olmayan birtakım siteler var ve bir sebepten ve açıkçası bu yasa çok suiistimale bugüne kadar çok açıktı. Birileri size takabilir, sitenizi ihbar ettirebilir. Sitenizde hakaret içeren yorumlar, başka birine hakaret içeren yorumlar bırakabilir, ondan sonra da bana yani bunun örneklerini yaşadık aslında. Kişisel husumetler yüzünden müstehcenlik ya da bilmem ne içerikli siteleri kapattırabilen arkadaşlar oldu. Şimdi o site sahibinin maddi bir geliri yoksa, ama yine de mağdur ediliyorsa nasıl korunacak? Bu işin bence bir de böyle yönü aslında var, ama bilmiyorum hani, hukukçu da olmadığım için çok sokaktaki adam diliyle konuşacağım ama.

M. VOLKAN DÜLGER- Yöntemi ilişkin bir önerim var. Aslında somut çözüme ulaşmak istiyoruz ve burada tabii söylediklerimiz, taleplerimiz var. Bunlar da not alındı. Aslında alınan notlar çerçevesinde bu metni hazırlayan kişi Gökhan Ahi’dir. Geçip otursa, şunların da girdisini yapsa ve sonra bir tamam mıdır, devam mıdır desek?

Yrd. Doç. Dr. ELİF KÜZECİ- Toplantıdan sonra yapacağını tahmin ediyoruz.

TANER SEVİM- Şimdi yazdırıyorum, oradan söyledim, kendisi ekliyor.

M. VOLKAN DÜLGER- Ama metin yazmalarında biz hangi metnin altına imza atacağız?

Yrd. Doç. Dr. ELİF KÜZECİ- Ben şöyle bir şey söylemek istiyorum: Açıkçası söz almak isteyen kişileri, Metin Beyi, Ali Rıza Beyi görüyorum, ama şimdi burada bir taslak, bir rapor hazırlanmış benim gördüğüm kadarıyla, ama bu tabii genel bizim niyetlerimizle ya da genel bazı niyetlere, dileklere ilişkin. Burada bugün hem Erdem Bey, Beste Hanım, Mete Bey, Volkan Bey çok spesifik belirli -Mehmet Ali Bey nitekim- maddelere ilişkin çeşitli görüşler dile getirdiler. Ben açıkçası onların da bu raporda hani yer almasının çok faydalı olacağını düşünüyorum. Spesifik olarak maddelere dair görüşlerin ve önerilerin, ben bu son konuşmanın başında dinleyici tarafına geçip oturunca açıkçası çok mutlu olmuştum. Birkaç şey söylemek istiyordum, ama ben biraz daha kuralcı hukukçuyum herhalde, böyle oturum başkanlığı ya da yöneticilik ya da yabancı dillerden çeviriydi, moderatörlük -ki, o biraz daha farklı anlamlar da yüklenen bir görev haline geldi- konumunda olunca objektif ve söz verme görevim daha ön plana çıkıyor. Sizlerin bu anlamda söz hakkınızı engellemek istemiyorum, ama dayanamayıp sadece bir-iki bir şey söyleyeceğim.
Mesela, Deniz Hanımın söylediğinde hemen aklıma geldi. Bu filtreleme konusu tabii, o son dönemde çok tartışıldı. BTK bu kararı uygulaması ne olacak, ne bitecek? Bundan 10 yıl önce 2001 yılında ben yüksek lisans tezimle uğraşırken bağımsız şirketlerin yaptığı filtrelemenin o zaman böyle bir karar tartışmada değildi, ne kadar ciddi sıkıntılara yol açabileceğinden söz ediyorduk. Çünkü bu listeleri takip edebilmek, içine neyin girdiğini, neyin çıktığını saptayabilmek o kadar zor ki, bugün gelinen noktada bu artık böyle neredeyse tamam son noktada kararda bazı değişiklikler oldu, ama herkese uygulanabilir bir boyuta geldi. Bunun temel haklar açısından yaratabileceği sıkıntının çok büyük olduğunu düşünüyorum. Yine böyle hızlı hızlı söylemek istediğim için belirtme ihtiyacı hissediyorum ki, ben de Mete Beyin görüşlerine çok katılıyorum bu noktada. 5651 sayılı Yasanın baştan çok ciddi sıkıntıları olduğunu düşünüyorum, dolayısıyla biraz önce söylediğim madde temelindeki önerileri evet tartışalım, yer verelim, ama bu biraz da böyle bir yandan yenilgiyi kabul etmek oluyor. Çünkü biz biliyoruz ki, böyle bir yasa olmasın, biz yurttaşlarımıza daha fazla güvenelim. Temel hak ve özgürlükleri tanımaktan, düşüncelerin, fikirlerin dile getirilmesinden korkmayalım diyoruz, ama bunun gerçekleşmeyeceğini de bir yandan biliyoruz.
Yasanın olumlu tarafı ne derseniz bence teknik anlamda sorumluların en azından belirlenmiş olması güzel bir husus, fakat onun dışında 8. maddede ben de çok çok ciddi sorunlar olduğunu düşünüyorum. Müstehcenlik kavramının açılımının kesinlikle belirlenmesinin çok zor olduğunu, çocuk pornografisine Ali Rıza Beyin de önceki oturumda belirttiği gibi nefret suçları gibi artık evrensel düzeyde ve demokratik insan haklarına saygılı -ki, biliyorsunuz bizim anayasamızda da yer alan ifadedir- devletlerin yaklaşımlarına uygun bir şekilde bunların engellenebileceği, ama biraz daha özellikle politikacılarımızın tabii ki, kimse hakarete uğramasın, ama hani eleştiriye açık olduğunu kaldırabildikleri bir ortam istiyoruz. Olmayınca da bari sizin dediğiniz devekuşu misali olan bu yasayı olabilecek en iyi şekle getirelim diyoruz, ama o noktada da ben spesifik önerilerin, eleştirilerin yer verilmesi ve Erdem Beyin belirttiği gibi belki gözden kaçmış olan bazı hususların incelenmesi gerektiğini düşünüyorum.
Arada birkaç kişi sordular, Gökhan Beye de gerçi ilettim, ama burada sizlere de iletmiş olayım, yani durumu en azından açıklamış olayım. Rapor hazırlandıktan sonra da paylaşıma açılırsa en azından bunun incelemek ve değerlendirmek isteyen ve bir başka toplantı olacağı da söylendi. Belki o toplantıda ona göre görüşlerini iletmek isteyecekler varsa onlara ulaşmak adına Gökhan Bey zannediyorum e-mailleri not alacak toplantı çıkışında ve o kişilere iletebiliriz. Bilmiyorum tamamen Baronun sayfasından, vesaire tamamen kamuya açık bir duyuru şeklinde yapılabilir mi, ana en azından burada bulunan dinleyicilere ulaştırılması bu şekilde sağlanabilecek. Onun için siz e-mail ve adreslerinizi de toplantı çıkışında takdim ederseniz bu bildirinin neticedeki şekline de ulaşabilirsiniz diye düşünüyorum. Hemen ben tabii gene biraz uzattım sanki, sözü vereyim, buyurun Metin Bey.

METİN BALTAOĞLU- Teşekkür ederim. İstanbul’dan katılıyorum, Esnaf Odası Başkanıyım. Şimdi Sayın Hocam, az önce bu yasanın en azından teknik anlamdaki sorunları ortaya koyması bakımından önemli olduğunu söylediniz. Şimdi bu noktada ben şunu sormak istiyorum: Şimdi 2006 senesinde bu çocuk pornosu olayları revaçtayken Mecliste bir komisyon oluşturuldu milletvekilleri tarafından ve ben oraya davet edildim. Arkadaşlarımla birlikte 4 ayrı toplantıya katıldım ve bu esnada benim internet kafemden bir suç işlenmiş, benim haberim yok. Bir kişinin banka hesabı boşaltılmış, ertesi gün benden çıkılmış, bir alttaki komşu internet kafeye gidilmiş, oradan aynı işlem tekrarlanmış aynı banka hesabından, daha sonraki günlerde bir alttaki daha internet kafeye gidilmiş, aynı şey oradan da yapılmış ve şimdi biz Tuzla Cumhuriyet Başsavcılığı Adliyesinde bilişim sistemlerini kullanarak hırsızlık ve dolandırıcılıktan yargılanıyoruz. İki internet kafeci, bir doktor Balta Limanı Kemik Hastanesinde görevli olan bir doktor, o doktor da aşağıdaki internet kafeci arkadaşımızın arkadaşıymış, telefon hattını kendi adına onun adına alıvermiş işletmesi açılırken ve şu anda o doktor arkadaşımız yargılanıyor.
Şimdi bu yasada bu konuyla da alakalı internet toplu kullanım sağlayıcıların hattından bir suç işlendiğinde bunun teknik olarak sorumlusunun kim olduğunun düzenlenmesi gerekmez mi? Böyle bir düzenlemenin en azından burada yer alması, sorumlunun kim olduğunun belirtilmesi, şimdi ben hukukçu değilim, tabii ki bu iş mahkemelerin işidir denilebilir, ama o doktor arkadaşımızın da bu suçu işlememiş olduğu çok açık ve net, ama yaklaşık 2-2,5 yıldır o da bizimle birlikte mahkemeye gelip gidiyor. Burada bununla ilgili nasıl bir şey koyabiliriz içine? Ben sadece soruyorum.

METE TEVETOĞLU- Hiçbir hüküm koyamazsınız, toplu kullanım sağlayıcıları için yönetmelikte biliyorsunuz düzenlemeler var zaten, eğer bir toplu kullanım sağlayıcı ticari olsun olmasın sunduğu hizmet kapsamında ceza hukuku alanında bir suç işlenmişse, sorumludur veya değildir diye bir hüküm koyarsanız hukuk bilimini … olursunuz. Çünkü bu anlamda orada işlenen bütün suçlar devre dışı kalır ya da tamamen onun sorumluluğuna girer. Böyle bir keskin bıçak sırtı kural koymanız mümkün değil, ama toplu kullanım sağlayıcılarına ilişkin yönetmeliğin getirmiş olduğu toplu kullanım sağlayıcılarının yükümlülükleri maddesinde birtakım yükümlülükler sayılıyor. Onlardan rivayetle sınırlı olduğu varsayılarak sizin merak etmeniz lazım ya da çünkü zaten toplu kullanım sağlayıcıların yükümlülüğünde sınır olarak sayılmış, bunun dışında bir yükümlü yok. Size IP kullanma yükümlülüğü, not tutma ve kamera kaydı yükümlülüğü getirmiş. Bunun sebebi şu: Oradaki eylem sizinle ilgili değil, işletmeciyle ilgili değil diye.

METİN BALTAOĞLU- Şimdi burada şöyle bir şey var, Yargıtayın bir kararı var: “Internet kafelerde işlenen suçlarda suçlunun tespit edilmesi mümkün olmadığından ötürü böyle bir olayda işletmecinin beraatına karar verilmesi gerekir” diyor. Yargıtay kararı içtihadı çıkmış, şimdi böyle bir şey ortadayken ve benim az önce bahsettiğim bu sistemin içerisinde bir davada farklı, diğer davada daha farklı, bir mahkemede farklı, diğer davada daha farklı sonuçlar ortaya çıkıyorken aynı konuda, insanların haksızlığa uğrayabileceği gerçeği burada karşımıza çıkıyor. Yani internet kafesinden suç işlendiğinde kişinin ceza alması ihtimali var.

M. VOLKAN DÜLGER- Buradaki sorun internet kafelerin nasıl düzenlenmesi veya 5651 sayılı Yasa falan değil, aslında belirttiğiniz şey ceza muhakemesi hukuku. O Ceza Muhakemesi Kanunuyla da ilgili değil, bu uygulayıcıyla, insanla ilgili. Sorun bu, orada polis yapar, polis bir profil olarak herkesi suçlu görür. Bu alt disiplinidir polisin, bunu değiştiremeyiz, ama arada bir katalizör var, hukuk eğitimi almış bir savcı var. Savcı önüne dosya geldiğinde hukuk fakültesinin 2. sınıfında da, son sınıfında da öğrencilerin kafasına çaka çaka öğretilen çok önemli bir ilke vardır. Cezaların, suçların şahsiliği prensibi, kolektif ceza sorumluluğunu biz yıllar önce bıraktık. Hele yeni Ceza Kanunu bunu açık açık söylüyor, ama bunu düşünmeden hâlâ kolektif ceza sorumluluğunu biz çok seviyoruz. İşte kolektif kapatıyoruz, kolektif yasaklıyoruz, kolektivizmin kendisini çok sevmiyoruz, zamanla bunun propagandasını yapanları yıllarca içerlerde süründürdük, ama cezalandırma anlamında çok seviyoruz. Bunun sıkıntısı bu, yani o önüne geldiğinde diyecek ki: “Böyle bir şey olmaz, burada sorumlu çıkmamış, internet kafeci de tutup sabahtan akşama kadar her gün suç içeriği olan sitelere girmemiştir” diyecek, direkt polise onu gönderecek. “Ey polis, bana adam gibi doğru fail bul bulabiliyorsan” diyecek, ama bunu yasayla düzeltemezsiniz. Dünyanın en iyi bakın; bir sistem vardır, biz şunu söyledik: Yani korsan bildiri oluyor, ama kusura bakmayın, şöyle bir şey var, ne yaptık biz? Kıta Avrupa’sı hukuk sistemine tabiyiz, bunu seçmişiz zamanında. Kıta Avrupa’sı hukuk sisteminde en iyi hukuk kurallarını getirdiğimizi düşündüğümüz ülke hangisi? Almanya, gerçekten Federal Almanya Cumhuriyetinde çok iyi yasalar yapıyorlar, çok çalışıyorlar. Çok anlamsız diyeceğiniz bir konuda on tane doktora tezi bulabilirsiniz. Birçoğunu ondan benzeterek Türkiye’ye çekmişiz. Önceki Ceza Muhakemesi Kanunu zaten birebir tercümesiydi. Alman meslektaşlarımızla defalarca bir araya geliyoruz, konuşuyoruz, oradaki uygulamayla buradaki uygulama o kadar farklı ki, bu insanları da internette özellikle internet süjelerini falan değil, kafaları değiştirmemiz lazım. Ben sonuna kadar da o 8. maddeye gerek yok, şu anki mevzuat zaten bize o araçları vermiş. 5651 sayılı Yasa yokken de siteler kapatılıyordu kapatılmaması gerektiği halde.

Yrd. Doç. Dr. ELİF KÜZECİ- Hemen bu noktada ben de bir şey söylemek istiyorum. İşte uygulamadaki sorunla aslında birebir ilişkili bir şey bu, ben de dediğim gibi bu yasada çok ciddi sıkıntı var, prensibinde, özünde, hatta gerekçesinde sıkıntı olduğunu düşünüyorum. Hani tek tek hükümler bir yana, ama öte yandan uygulamaya ilişkin o sıkıntıdan, o bakış açısından dolayı biz en azından belirli olsun, belirli bir sınırda olsun, onun fazlasında bir müdahale olmasın demeye başladık. Yani ister istemez hani mevcut ehveni şer denilir ya, yani kötünün iyisi öyle bir noktaya gidelim demek durumunda kaldık. Aslında bu da üzücü bir şey burada birkaç akademisyen arkadaşım daha var. İşte Mete Bey var, Volkan Bey var, öğrenci birkaç arkadaşımız var aramızda, onlar da hani takdir ederler herhalde, biz hukuk fakültesinde bu değinilen sıkıntı olmasın ileride diye kendi payımıza düşen görevi elimizden geldiğince yerine getirmeye çalışıyoruz. Ben ceza hukukçusu değilim, ama suçların, cezaların şahsiliği ilkesi gibi temel hukuk prensiplerinden kendi derslerim çerçevesinde de söz ediyorum, ama bazı noktalarda biz de hani maalesef demekten başka bir şey diyemiyoruz. Ancak mücadeleye devam ediyoruz, hem hukuki yollarla, hem de sivil toplumun inisiyatifleriyle.

METİN BALTAOĞLU- Anlıyorum, ama dışarıda canı yanan, gerçekten yüreği yanan insanlar olarak bizler bu konuda bir düzenleme istiyoruz. İnternet kafeci normalde esraftır yani bir internet kafesi normalde bir esnaftır, bildiğiniz esnaftır ve ekmek parası için orada çalışan bir insandır. Bir başkasının banka hesabını boşaltması ihtimali gerçekten çok düşük, nasıl 2006 senesinde çocuk pornosu olayları ortaya atıldığında bütün medya internet kafelerin üzerine gelmiştir ve sonra failler ortaya çıktığında Gökhan Bey o konuda avukatları savunmak zorunda kalmıştık, bunlar yaşandı. Yani bunların failleri buralardan çıktı, belki suçlular, belki değiller orası ayrı bir konu, ama şunu ifade etmeye çalışıyorum: Bizlere potansiyel suçlu gibi muamele edebiliyor; bu yasa sonuçları itibariyle uygulanırken -ki, az önce bahsettiğiniz uygulama noktasında da sıkıntılar mevcut- bizleri gerçekten bu hayattan bezdiriyor. Yani artık yaşama sevincimizi dahi elimizden alıyor ve bu kanunların hiçbir kıymeti, hiçbir özelliği kalmıyor.

Yrd. Doç. Dr. ELİF KÜZECİ- İşte yeni bir düzenleme veya yeni bir hüküm getirirken de tabii yaşama sevincinizin daha da fazla düşürülecek bir şey olmamasına dikkat etmek lazım. Çünkü bazen böyle iyi niyetle başlıyor, sonucu çok daha ağır olabiliyor. Önde uzun süredir söz bekleyen bir beyefendi vardı, size de lütfen söz verelim.

METİN BALTAOĞLU- En azından bu yasanın içerisinde internet toplu kullanım sağlayıcının yükümlülüklerini … kullanmakla sınırlandırılmış olduğu ve mutlaka işlenen suçlarda savcılığın bir şekilde blok kayıtlarını karşılaştırarak suçluya ulaşma ilkesinin gerektirdiği şekilde ele alınabilir mi bilmiyorum, yani hukukçu olmadığım için sadece fikrimi söylüyorum.

TANER SEVİM- Şimdi olayı biraz kişiselleştirmeye başladık, dolayısıyla çok özür diliyorum. Tartışmamızın noktası bu değil, yani biz burada bir meslek grubunun sıkıntılarını alıyoruz, algılıyoruz, fakat zaten değerli akademisyen arkadaşlarımız konuyu netleştirdi ceza muhakemesi açısından diğer yönetmelik açısından, dolayısıyla bunlar yeterli oldu. Uygulama anlamında sıkıntılar olabilir, bu da sizin mesleğinizin çok yeni bir meslek olması ve uygulamada bazı şeylerin oturmaması özellikle de internet gibi altı biraz kaygan olan bir konuda meslek icra etmenizden kaynaklı sıkıntılarınız olacaktır. Bu zamanla tabii çözülecek, yani buradaki yasal ve yönetmelik anlamında düzenlemeler yeterlidir. Zaten sizin sorumluluklarınız bellidir, bu sorumlulukları içtihat ve mahkeme kararlarıyla belli bir noktaya gelecek, dolayısıyla bu konuyu bu manada çok fazla uzatmanın bir anlamı olmadığını düşünüyorum.

METİN BALTAOĞLU- En azından şunu yapalım: Ticari amaçlı toplu kullanım sağlayıcıyla toplu kullanım sağlayıcı arasındaki farkı daha net bir şekilde ifade edelim. Yani yasa bunu tanımlasın.

TANER SEVİM- Zaten o metne de dikkat ettiyseniz orada bizim de itirazımız var. Toplu kullanıcı ticari unsur olmasın, sorunlu bir hale gelmiş vaziyettedir. Dolayısıyla biz buna karşıyız, yani evde de iki tane bilgisayarınız varsa toplu kullanıcı sağlayıcı haline geliyorsunuz, dolayısıyla bir internet kafe işletmesi gibi birtakım sorumluluklar üzerinize yüklenebiliyor. Bu ayrımın zaten yapılması gerektiğini iddia ediyoruz ve o konuda da metnimize gerekli düzenlemeyi yapacağız. Teşekkür ederim, buyurunuz.

BURAK BAYBURTLU- Merhabalar. Ben burada biraz daha sivil tarafı, yani özellikle hukuktan epey uzak, ama internetle 15-16 yaşında iç içe olan bir insanı, bir toplumu temsilen burada olduğumu düşünüyorum. Bütün konuşulanların içinde benim için en etkileyici olan kısım bu sunduğunuz metindi. Bu metinde bazı muğlak kavramların ortadan kalktığını görüyorum. Bu yaptırımların pek çoğu bizim zaten beklentilerimizi karşılıyor, ama benim vatandaş olarak beklentim öncelikle bir şeffaflığın sağlanması. Mevcut düzen belli bir süre daha devam edecek gibi gözüküyor. Bu metni ben özellikle birtakım modern yöntemlerle site kapatmaların ortadan kalkacağı, kalkması gerektiği talebinin ben kolay kolay kabul edilebileceğini zannetmiyorum. Bunlar benim şahsi kanaatlerim, çünkü bugüne kadarki uygulama hep daha sertleşerek daha kesin çizgilerle olan kısımların daha muğlaklaştırılarak geldiğini, bugüne kadar hep böyle geldik.
Günün sonunda benim ihtiyacım olan şey en başta neyin neden ne şekilde yapıldığının çok şeffaf olması, ben BTK’ya bilgi edinme hakkımı kullanarak yaptığım başvurularda şu noktaya kadar gelebildim: Hatta konuyla ilgili Yaman Hocanın da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde bir süreci devam ediyor bildiğim kadarıyla. Biz bu listeleri talep ettiğimiz takdirde bunun bilgisayarın açılmasının suça teşvik olduğu iddiası gibi, yani hayatımda bu kadar saçma sapan bir şeyle karşılaşmamıştım daha önce.

SALONDAN- Bir de reklam diyorlar zannediyorum.

BURAK BAYBURTLU- Reklam bir boyutu; gerçi suça teşvik temeli aslında reklam, suça teşvikin, yani bu resmin kapıda girilmez, özel mülktür yazmanın hırsızlığa teşvik olmasıyla eşdeğer görüyorum ben. Bu tür artık bunların nasıl denetleneceği hakkında inanın hiçbir fikrim yok, ama bence kurulun bunun denetliyor ve yönlendiriyor olması lazım. Bunun da yolunun eğitimden geçtiğini, belki Türkiye şartlarında biraz ütopik düşünüyorum, hayali düşünüyorum. İnanın sizin yaşadığınız sorunların 1/10’i hakkında çok az bilgim var belki, ama günün sonunda bizim şeffaflık en büyük ihtiyacımız şu an. Neyin neden kapatıldığını, neden engellendiğinin açılmasının önemli bir adım olduğuna inanıyorum.
Bunun dışında da çok fazla talebim yok. Televizyonda RTÜK birtakım kanalları kapattığı zaman neden kapattığı, ne şekilde kapattığı biliniyor. Benim bir bloğum var. Kapatıldığı zaman neden kapatıldığını bilmek istiyorum. Bununla ilgili bir düzenleme en azından şeffaflık ilkesinin de gerçekten kapatılmadan engellenmemesi halinde bile pek çok problemi aşmamızı sağlayabileceğini düşünüyorum. Çünkü verilen örnekler arasında bir yılda neden kapatıldığını, hangi mahkeme tarafından kapatıldığını zor öğrendiğinden bahsediyor avukat arkadaş. En azından şeffaflık konusunda burada yer alması gerektiğini ve eğitim konusunun özellikle yer alması gerektiğini, yani bu konuyla ilgili evet, savcı ….. … olabilir. Internet insanların hayatına çok hızlı girdi, 2003’te, 2004’te bile bu denli bir kullanım düşünülmüyordu. Bugün internetin normal yaşamdan ayrı düşünülmesi söz konusu olamaz, dolayısıyla savcıların ve hâkimlerin bunları tek başına, gündemi tek başına yakalamaları gerçekten çok güç. Bu konuda bizler üzerimize düşen ne gerekiyorsa, bu konuda bilinçlendirme adına en azından eğitim seminerleri midir, sertifika programları mıdır, yani bir kalifikasyonun artması gerektiğine inanıyorum ve söz verdiğiniz için de teşekkür ediyorum. Benim en azından taleplerim ve ihtiyaçlarımız bu yönde oldu.

Yrd. Doç. Dr. ELİF KÜZECİ- Biz teşekkür ederiz. Ali Rıza Bey de söz istiyordu, ama en azından şunu belirteyim: Hâkimlerin ve savcıların konuya ve bu yeni teknolojiye ilişkin bilgileri hususunda en azından geçmiş süreçle karşılaştırıldığında teknik bilgi konusunda daha iyi bir noktaya gelindiğini söyleyebiliriz, ama uygulamadaki sorunlar çözülmüş değil. Yaklaşıma ilişkin sorunlar çözülmüş değil, ama 4-5 sene öncesine göre şu anda teknik açıdan en azından büyük şehirlerde daha donanımlı bazı birimler oluşturuldu. Sizin de görüşünüzü alalım, ondan sonra saat 06.30 gibi programa uygun olarak toplantıyı bitirmekte fayda var.

A. RIZA KELEŞ- Söz verdiğiniz için teşekkür ederim. Bence maalesef pragmatik bir tartışma yapıyoruz diye söyledi hocam. Maalesef o durumdayız, ama bu utanç bize ait değil, bence bu kanunu bu şekilde çıkaranlara ait. Hemen hızlıca önerimi yapmak istiyorum: Ben de bu 8. maddeye gerçekten ihtiyacımız olduğunu düşünmüyorum, kesin kaldırılmalı ve erişim engellemelerinin işe de yaramadığını gördük. Dolayısıyla hiçbir koşulda erişim engeli verilmemeli diye net bir şekilde belirtmemiz lazım. Onun dışında toplu erişim sağlayıcılarla ilgili o filtre meselesi pek anlaşılamadı. Ben az evvelki oturumda anlatmaya çalıştım, ama şu anda çok keyfi biçimde toplu erişim sağlayıcılarına uygulanan bir filtre sistemi var ve bu filtre sisteminde yer alan internet sitelerinin neden olduğuna dair herhangi bir yasal dayanak, bir şey yok. Kurum TİP bunları ihbar ve hattı üzerinden gelen birtakım şikâyetler üzerine oraya alıyor. Sizin o listede nelerin olduğunu, nelerin olmadığını görme şansınız yok, çünkü o liste de denetime kapalı. Internet sitelerinin listesi yok elimizde hangi sitelerin girdiği, o filtre de denetime kapalı. Bir kere kesinlikle kuruma bu tip keyfi uygulamalar yaptırtmayacak net, belirgin açık ifadeler kullanmamız lazım. Bu kelime yasaklarında da gördük biz bunu, ekşi sözlüğe yapılan o uygulamada da gördük, yani hiç alakası olmayan kendisine ait görevi olmayan bir işi yapıp, şu kelimeleri, şu adları barındırmayın. Daha sonra özür dilemeler, işte birtakım bunlar aslında yaptırım değildi, uyarı, ikaz, bilgilendirme notu gibi birtakım açıklamalar yapıldı. Çok açık net bir şekilde TİP’in ve BTK’nın görevi, buradaki görevi bence tarif edilmeli. Onun dışında bu denetim ve şeffaflık meselesi çok önemli, kurumdan bilgi almak neredeyse imkânsız. Birçok ben başvurduk, son bir başvurumuz vardı, yine alamadık. Şimdi bir tane daha başvurumuz var filtreyle ilgili, günler geçti, hâlâ yanıt yok. Yani kurumdan bilgi almak neredeyse imkânsız, dediğiniz bu filtrelenmiş, engellenmiş web sitelerinden ekleyemiyoruz, onda da itiraz hakkımız elimizden alınıyor. Kesinlikle şeffaflık ve denetime ilişkin çok açık, net ifadeler yazılmalı maalesef diye söyleyeyim bunu.

Yrd. Doç. Dr. ELİF KÜZECİ- Kısaca toparlayabilir misiniz?

A. RIZA KELEŞ- Tabii. Yine değinilmeyen bir nokta anonim olma hakkı, ben bunu çok önemsiyorum. Şimdi bütün şeye baktığımızda her şey kayıt altına alınıyor. Burada … olma hakkı tabii ben buna çok giremeyeceğim, zaman yok, bir şekilde tanınmalı bence. Kayıt alınmaya ilişkin de şunu söylemek istiyorum: Özellikle içerik sağlayıcıların şu an yasada yok kayıt tutma zorunluluğu, ama çok açık bir şekilde ifade edilmeli, içerik sağlayıcılar kayıt tutmama hatta, çünkü sonuçta onlar bizim kişisel bilgilerimiz, ne koşulda tuttuklarını bilmiyoruz. Belki buna ilave olarak hatta bizim bu içerik sağlayıcılarına şu gibi katkımız olmalı diye düşünüyorum: Ben bana ait hangi bilgileri topluyorsun, bunu öğrenme, gerektiği durumda da çıkarılmasını talep etme.

SALONDAN- Hizmet sağlayıcıları mı?

A. RIZA KELEŞ- İçerik sağlayıcılar. Örneğin, bir haber portalı düşünün,ben buraya yorum yazıyorum, birtakım bilgilerimi veriyorum, e-posta adresimi veriyorum, vesaire. O bana birtakım servisler sağlıyor, benim hakkımda bir sürü bilgi topluyor. Ben istediğim durumda bunları bir şekilde çıkarmasını sağlamalıyız bence ve bu tip hizmet sağlayanlar zaten kişisel verilerimizi toplamamalı diye düşünüyorum.

Yrd. Doç. Dr. ELİF KÜZECİ- Kavramsal bir karışıklık oldu ama.

SALONDAN- … madde bazında gidelim bence, 8’in küçültülmesi konusunda kimsenin itirazı yok. … … erişimi engelleme kararları sadece mahkeme kararıyla verilebilir. İlgili beyanat … ileri sürülen mevzuata göre de denetlenir ve karara bağlanır. CMK ise … CMK … …

Yrd. Doç. Dr. ELİF KÜZECİ- Ama Alternatif Bilişim Derneği bildiğim kadarıyla rapor olarak da bunları sunuyor ve daha fazla.

A. RIZA KELEŞ- Şuradaki bir şeyi iptal edeceğim sadece, ondan sonra bitiriyorum. Internet gazeteciliğinin tanımlanması meselesi, bu beni hani şey yaptı, burada ciddi problem var. İnternetin doğasına bence çok uygun değil bu tanım, internet gazeteciliği çok tanımlayabileceğiniz, köşelerini çizebileceğimiz bir gazetecilik değil, yeni tipte yurttaş gazeteciliği var, blok yazarlarımız var. Bana çok şey gelmedi, internetin doğasına uygun gelmedi. Başka sorunlar olacaktır.

Yrd. Doç. Dr. ELİF KÜZECİ- Bu da tabii tartışılabilecek diyorsun, ama ben bu noktada son sözü bu toplantının organizatörü olan İstanbul Baronsa aslında vermek istiyorum. Baroyu temsilen siz konuşabilirsiniz diye düşünüyorum. Genel eleştirileri ve değerlendirmeleri dinledikten sonra sonuca yönelik olarak buyurun.

TANER SEVİM- Teşekkür ederim. İstanbul Barosu Bilişim Hukuku Merkezi olarak bu toplantının aslında faydası ve sonucuna ulaştığı inancındayız. Daha da önemlisi sevgili meslektaşım Av. Mahmut Tanal’ın kanuni proje olarak burada olması ve kendisini de özellikle tanıdığım için takipçi kişiliği nedeniyle buradaki görüşleri not aldı. Ben inanıyorum ki, bu bizim sunacağımız sonuç bildirgesinin yasa değişiklik taslağında yeteri kadar yer almaması neticesinde kendisi Mecliste bu gündeme geldiğinde takipçisi olacak, buradaki görüşleri tahmin ediyorum orada da gündeme getirecektir. O nedenle kendisinin bu katılımından dolayı da teşekkür ediyorum ve çok faydalı olacağı inancındayım.
5651 biraz önce de bahsettiğim gibi ilk yürürlüğe girdiği günden itibaren eleştiri alan bir kanun, dolayısıyla bu geçen 4 yıl içerisinde de oldukça önemli tecrübelerle birlikte bugün oluşturduğumuz görüşleri biz Baro olarak, Baro Bilişim Merkezi olarak İnternet Kurumuna ileteceğiz. Eğer teknoloji anlamında imkân olursa bugünkü yapılan kaygı, çünkü çok detaylı notlar aldık, ama eksik kalmış olabilir. Serhat Beye de, kendisine de söyledim, çözümlerinin belirli bir şekilde yapılabilmesini sağlayabilirsek bu toplantının tam çözülmüş halini de ileteceğim ben Serhat Beye, dolayısıyla 2 Kasım yanılmıyorsam söyledi Serhat Bey, o toplantıya daha bugünden, bugünün neticesiyle oluşmuş bir taslağın tartışılacağı noktaya gelinecek. Buraya bugün gelen arkadaşlarıma son derece müteşekkiriz. Bu son taslağın tartışılacağı toplantıya da katılımlarınızı rica ediyoruz, orada da bu konu üzerine eğilelim. Umuyorum ki, büyük çoğunluğun talebi doğrultusunda bu kanun değişikliği geçer ve bir nebze de olsa sorunlarımıza çözüm üretilmiş olur. Tekrar katılımlarınızdan dolayı teşekkür ediyorum. Bahçeşehir Üniversitesine de bu imkânı sağladıkları için teşekkür ediyorum. (Alkışlar)

Yrd. Doç. Dr. ELİF KÜZECİ- Taner Bey, son olarak tüm sabırla dinleyen dinleyicilere, katılımcılara, siz de görüşlerinizle katıldınız, teşekkür ediyorum. Umarım bu görüş, dilek, öneri, eleştirilerinizin uygulamaya geçtiğini de görebiliriz. Umarım onun üzerine de toplantılar yapabiliriz. İyi akşamlar diliyorum. (Alkışlar)

Tags:

Leave a reply

required

required

optional


Trackbacks

  •  
buy original essay essay on me where can i pay someone to write my report how to write dissertation do my lab report for me